Yaz tatilinde çocuk beslenmesi

Yazın çocuklarımızı nasıl beslemeliyiz? Tatilde çocuk beslenmesinin püf noktaları...

Çocuklarda endoskopi

Çocuklarda üst endoskopi (gastroskopi) nedir, nasıl yapılır?

Çocuklarda kolonoskopi

Çocuklarda alt endoskopi (kolonoskopi) nedir, nasıl yapılır?

Bebek ve çocuklarda reflü

Bebek ve çocuklarda reflü nasıl anlaşılır, tanısı nasıl koyulur ve nasıl tedavi edilir?

Çocuklarda karın ağrısı

Çocuklarda karın ağrısı nedenleri nelerdir? Tanı, tedavi ve izlemde yapılması gerekenler...

Çocuklarda iştahsızlık

Çocuklardaki iştahızlığın nedenleri, sonuçları, tedavisi, anne ve babalara uyarılar

Çocuklarda obezite

Son yıllarda çığ gibi artan çocuk obezitesinin tehlikeleri ve yapılması gerekenler

48. Türk Pediatri Kongresi ve International Association for Adolescent Health 17th European Meeting

15-19 Mayıs 2012 - World of Sunrise - Starlight Kongre Merkezi, Side/Antalya

9. Ulusal Çocuk Gastroenteroloji Hepatoloji ve Beslenme Kongresi

18 - 21 Ekim 2012 - The Marmara Oteli, Antalya

 

16 Haziran 2012 Cumartesi

Yaz tatilinde çocuk beslenmesi

-->
Okul öncesi çağ, çocuklarda bütün hayatları boyunca beslenme alışkanlıkları açısından oldukça şekillendirici bir dönem. Kahvaltının her mevsim olduğu gibi yaz aylarında da günün en önemli öğünü olduğunu unutmayın.
Okul öncesi çoçuklarda yaz aylarında düzenli üç öğün yemek tüketilmesi oldukça önemli. Geç uyanarak geç kahvaltı etmesi nedeniyle öğünün ikiye indirilmesi doğru bir yaklaşım değil. Öğün aralarında ise şekerleme, pasta, bisküvi yerine meyve, taze sıkılmış meyve suyu, ayran özellikle yaz aylarında tercih edilmesi gereken önemli yiyecekler.
Okul öncesi çağ, çocuklarda bütün hayatları boyunca beslenme alışkanlıkları açısından oldukça şekillendirici bir dönem. Ailelerin sıklıkla yaptığı yanlış çocuğu ne kadar çok beslerlerse, kendilerini o kadar mükemmel, sorumluluklarını yerine getirmiş , iyi anne baba hissetmeleridir ki bu hiç de doğru değil. Büyüme gelişmesi normal bir çocuğu fazla yemesi için zorlamak, başka çocukların yedikleri ile kıyaslamak, çocuğun beslenme alışkanlıklarını ileriki hayatında sağlığına zarar verecek şekilde değiştirebilir. Unutulmamalıdır ki, beslenme konusunda büyüklerin davranışları bu yaşlarda taklit eden çocuk için en önemli faktördür.

Yaz aylarında sıcaklık artışları besin ihtiyaçlarında da bazı değişiklilere neden olur. Sıvı ihtiyacı için suyun yanı sıra ayran ve sıvı oranı yüksek karpuz, kavun, üzüm gibi meyvelerin öncelikle tercih edilmesi önerilir. Ayrıca sıcaklık artışları metabolizmada bir miktar yavaşlamaya neden olur. Bu nedenle yaz aylarında kış aylarına nazaran daha az enerji almak gerekir.

Anne babalar özellikle tatil beldelerinde açık büfe seçimler yapılırken çocuklarının kesinlikle kendi besinlerini seçmelerine izin vermeliler, bu onlara özgürlük duygusu verir. Yediklerini kontrol etme güdüsünü kazandırır. Yetişkin obezitesinde temel problem beslenme biçimini bireyin kontrol edememesidir.

Yaz aylarında çocuklar için örnek öğün
Sabah
Süt
Yumurta veya beyaz peynir
Zeytin
Ekmek
Domates +salatalık
Meyve
Öğle Et yemeği veya kurubaklagil yemeği
Sebze yemeği
Yoğurt
Ekmek
Akşam Et yemeği veya kurubaklagil yemeği
Pilav veya makarna
Meyve veya salata
Ekmek
Aralar Süt veya Yoğurt
Meyve

Kahvaltı öğünü
24 saatlik periyod içinde en uzun aradan sonra yenilen öğün olan kahvaltı, her mevsim olduğu gibi yaz aylarında da günün en önemli öğünü. Akşam yemeği ile sabah arasında geçen yaklaşık 12 saatlik sürede vücuttaki besinlerin tümü sindirilmekte; böylece sabah kahvaltısında tüketilen yiyecekler vücutta daha verimli kullanılarak gün için gereken enerji ve besin ögeleri gereksiniminin bir bölümünü karşılamakta. Okul öncesi çocukların zihinsel ve fiziksel gelişimlerinin yanısıra oyun çağında olduklarından fiziksel aktiviteleri için gerekli enerji ihtiyaçlarının büyük bölümü kahvaltı öğününde karşılanır. Bu çağdaki çocukların ihtiyacı olan besin ögeleri de öğünlerinde dengeli olarak dağılım göstermelidir.

Yaz aylarında çocukların kahvaltıları, karbonhidrattan zengin olmalı. Karbonhidratlar kas ve beyin için temel enerji kaynağıdır. (Ekmek, meyve, meyve suyu, tahıl gevrekleri karbonhidrattan zengindir.)
Demir içeriği yüksek olmalı. Demir kansızlık olarak bilinen anemiyi önlemek için gereklidir. (Yumurta veya zenginleştirilmiş tahıl gevrekleri, pekmez tüketilebilir.)
Kemik gelişimi için kalsiyumdan zengin olmalı. (Süt, peynir, pekmez iyi kalsiyum kaynağıdır.)
İleride oluşabilecek kalp-damar hastalıkları ve obezite riskini azaltmak için yağ ve kolesterolden düşük olmalı. (Et ürünleri (sucuk, salam, sosis) yerine peynir tercih edilebilir.)
Posa açısından zengin bir kahvaltı kabızlığı engellemek için büyük önem taşır. (Meyve, sebze, kepekli tahıllar tercih edilebir.) Yaz aylarında çocuklarda ishal sık görülen bir hastalıktır. Eğer çocuğunuz ishal olursa posa içeriği yüksek besinleri kesmeniz gerekir.
Sıvı içeriği yüksek olmalı. (Sıcak, nemli havalarda vücut terleyerek sıvı kaybını arttırır. Serinletici içecekler ve su içeriği yüksek meyveler vücudun serinlemesine yardımcı olur.)
Mutlaka sebze, meyve veya taze sıkılmış meyve suyu yer almalı. (Özellikle C vitamini ihtiyacını karşılamak için.)
Çeşitli yiyeceklerden oluşmalı. Örneğin;
1 bardak süt, 1 yumurta veya peynir, zeytin, ekmek, meyve veya
domates ;
1 bardak taze sıkılmış meyve suyu ile peynirli tost;
1 bardak süt, tahıl gevreği, meyve.
Öğle ve akşam yemekleri Çocuğunuzun öğle ve akşam yemekleri de kahvaltıları gibi enerji ve besin ögeleri açısından yeterli ve dengeli olmalı. Yaz aylarında artan sıvı ve mineral ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte, aynı öğünde dört temel besin grubundan yiyecekler bulunmalı. Çocuğunuzun besinsel ihtiyaçlarını karşılamak için ihtiyacı olan yiyecekleri değişik şekillerde sunabilir veya yemek istemediği yiyecekleri benzer nitelikte olan başka yiyeceklerle değiştirebilirsiniz. Örneğin çocuğunuz ıspanak yemek istemiyorsa, ıspanaklı börek yapabilirsiniz veya süt içmek istemeyen çocuğunuza yoğurt veya dondurma yedirebilirsiniz. Yaz aylarında sıkça yapılan kızartmalar yüksek yağ içerdiği ve kansere neden olduğu için tercih edilmemesi gerekir. Besinleri ızgara, haşlama, fırında veya kendi suyuyla pişirmek sağlıklı seçimlerdir. Çocukların mide kapasiteleri yetişkinlerinkinden küçük olduğu için fazla yemesi için çocuğunuzu zorlamamalı, yemeklerini küçük porsiyonlar halinde sunmalısınız.

Öğle yemeğinde 1 porsiyon etli sebze yemeği (4-5 yemek kaşığı), yarım kase yoğurt, 1-2 dilim ekmek veya börek, meyve veya taze sıkılmış meyve suyundan oluşan bir öğün sağlıklı bir seçimdir.

Akşam yemeğinde 2-3 köfte kadar et/ tavuk/ balık (ızgara, haşlama veya fırında), pilav veya makarna (4-5 yemek kaşığı), salata, 1 su bardağı ayran, meyve veya sütlü tatlıdan oluşan bir öğünle çocuğunuzun besin gereksinimlerini karşılayabilirsiniz.

Ara öğünler
Çocukların beslenme alışkanlıkları okul öncesi dönemde oluşur. Bu nedenle çocuğunuzun ara öğün alışkanlığını kazanması gereken enerji ve besin ögelerini karşılamak için büyük önem taşır. Yaz aylarında çocuğunuzun ara öğünlerinde yüksek miktarda sıvı alması, vücudundan kaybettiği miktarı geri kazanması için gerekli. Bu nedenle, yemek aralarında taze sıkılmış meyve suları, süt, ayran, dondurma, meyve tüketmesine ve bol miktarda su içmesine özen gösterin

5 Haziran 2012 Salı

Çocuklarda hepatit (mikrobik karaciğer iltihabı)

Hepatit, kelime olarak "karaciğer iltihabı" anlamına gelir ve virüslere bağlı olarak gelişir. Genellikle  karaciğerde büyümeye, hassasiyete ve bazen kalıcı hasar oluşmasına neden olur.  Hepatit virüsler dışında çeşitli kimyasal maddeler, ilaçlar ve alkol alımı nedeniyle de oluşabilir.  Viral hepatit, karaciğere yerleşen çeşitli virüslerin neden olduğu en sık görülen bulaşıcı  hastalıktır.
Özellikle Hepatit B virüsü enfeksiyonu gerek Türkiye’de, gerekse dünyada yaygın ve ciddi sağlık sorunlarının başında gelmektedir. Sadece Hepatit B değil başta A ve C olmak üzere  tüm hepatit çeşitleri sağlığımız açısından tehlike oluşturmaktadır.
Viral heptait türleri
Her biri farklı bir virüs tarafından oluşturulan en az sekiz tip viral hepatit bulunmaktadır.
Hepatit A: Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde en çok çocuklarda, gelişmiş ülkelerde ise erişkinlerde görülmektedir.
Hepatit B: Hepatitin en sık görülen türüdür. Dünyada 350 milyon, Türkiye’de ise 4-5 milyon Hepatit B virüsü taşıyıcısı vardır.
Hepatit C: En tehlikeli olanıdır. Hastaların yarısında siroz hastalığına yol açar.
Hepatit D: Esas itibariyle hepatit B virüs taşıyıcısı olan ve damar içi uyuşturucu kullananlarda görülür.
Hepatit E: Bu hastalığın belirtileri hepatit A’ya benzer. Sıklıkla Hint Okyanusu bölgesinde, Afrika’da ve gelişmiş ülkelerde görülmektedir.
Karaciğeri iltihaplandırarak hepatit oluşturan diğer  virüsler ise şunlardır; Soğuk  algınlığı virüsü, su çiçeği virüsü, enfeksiyöz mononükleaziz virüsü ve sitomegalovirüs virüsü.
Hastalığın belirtileri
En sık rastlanan belirtiler halsizlik, orta derecede ateş, kas ve eklem ağrıları, bulantı, kusma , dikkat azalması, karın ağrısıdır.   Birçok hastada belirtiler hafiftir veya yoktur; bu nedenle teşhis edilemeyebilir. Hastaların küçük bir kısmında deride ve göz  aklarında beliren sarılık, sarılığı takiben koyu renkte idrar ve açık renkte dışkı gözlenir. Kaşıntı  olabilir. Sarılık ortaya çıktığında diğer belirtiler kaybolur. Bazı hastalar, hastalık sırasında 2,5-5 kg zayıflayabilirler.
Risk grupları
Risk gruplarını sağlık personeli, uyuşturucu bağımlıları, homoseksüeller, çok sık cinsel partner değiştirenler, diyaliz hastaları, transplantasyon yaptıranlar ve ailesinde Hepatit B taşıyıcısı  olanlar oluşturmaktadır. Hepatit C çok sessiz ve sinsi bir enfeksiyon olarak tanınır. Hepatit B  gibi bulaşmasına karşın, seksüel yolla bulaşma riski B’ye göre daha düşüktür. Aynı zamanda  taşıyıcı anneden bebeğe %1 gibi bir oranda geçme riski vardır. Genellikle çok geç bir aşamada fark edilir. Hepatit C Hepatit B’ye göre daha yavaş seyreder ve yine Hepatit B’ye göre kronikleşme riski daha fazladır (vakaların yüzde 80’i kronikleşir). Bu sebeple ileriki aşamada kansere çevirme riski daha yüksektir. Genellikle 20 yıl içersinde siroz gelişir ve zamanla kansere dönüşebilir. Ancak her iki virüs de bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde çok daha hızlı ilerler. Özellikle kanser, AIDS ve diyaliz hastalarında hastalık çok daha hızlı bir gelişim gösterir. Hepatit C için sadece tarama testleri yapılabilir ve şimdilik aşısı  bulunmamaktadır. Ancak bilindiği gibi Hepatit B için aşı söz konusudur ve risk grubundakilerin hiç şüphesiz aşı olmaları gerekmektedir.
Risk altında olmayanlar
Hepatit B önlenebilir bir hastalıktır. Bugün hastanelerde doğan tüm bebeklere hepatit aşısı  yapılmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü 120 ülkede yeni doğanlara aşı yapılmasını şart koşmuştur. Ayrıca bebekler dışında aşı yaptırmak isteyenlerin aşı yaptırmasında da hiçbir sakınca bulunmamaktadır. Dünyada 350 milyon kişinin Hepatit B taşıyıcısı olduğu  düşünüldüğünde geç kalmadan aşı yaptırmanın önemi ortaya çıkar.
Hepatit tekrarlar mı? 
Evet, çünkü en az beş veya daha fazla hepatit virüsü vardır. Bunlardan herhangi birini, herhangi bir zamanda alırsanız hepatit olursunuz. Hastalığı geçirdikten ve virüse karşı bağışıklık oluştuktan sonra aynı virüsü daha sonra alsanız bile hastalık oluşmaz. Bununla beraber, bazen B, C ve D hepatit virüsler yeniden hastalık oluşturabilirler.
Yatakistirahati gerekir mi?
Zorunlu değildir. Kural şöyledir: Kendinizi iyi hissediyorsanız, kalkıp dolaşabilirsiniz, yorgun hissediyorsanız yatmanız doğru olacaktır.
Ailem içi bulaşma riski
Aynı evi paylaşan bireylerden birinde A, B, C veya E hepatit görülmesi diğer bireylere bulaşma riski doğurur. Gerekli kurallara uyulması yanı sıra, evdeki bireylere A hepatit için gamma globülin, B hepatit için hiper immün gamma globülin, hepatit A ve B aşıları  uygulanması koruyucudur.
Özel bir diyet veya vitamin almak gerekli mi?
Kolay sindirilen ve kaloriden zengin (çorba, komposto ve meyve suları) yiyeceklerin yenmesi yeterlidir. Birçok hastada halsizlik ve bulantı olması nedeniyle hafif bir kahvaltı gün boyunca yeterli olmaktadır. Öğünler arasında yukarıda belirtilen yiyeceklerin alınması uygun olur. Vitamin almanın etkisi henüz bilinmemektedir.
Hastalık ne kadar sürer?
Belirtilerin aniden ortaya çıkışını takiben birkaç hafta, bir veya iki ay içerisinde hastalık  belirtileri geriler. Erişkin hastaların % 5-10 hastada kronik hepatit veya  taşıyıcılık gelişir. Hepatit C başlangıç döneminde bazen tanınmaz. Hastalık, mikrobun  alınışından aylar ile yıllar sonra ortaya çıkabilir. Hepatit C hastalarının yarısından fazlasında belirtiler ve serum bulguları devam eder ve kronik hepatit gelişir. Hepatit B hastalarını
yakalayan D hepatit virüsü, hepatit B’den daha ağır bir hastalık tablosu oluşturur, ancak  hastalık birkaç ay sonra iyileşir.
Kontroller 
Kan testleri hastalığın tamamen geçtiğini gösterinceye kadar doktorunuza gitmelisiniz. Kan testlerindeki bozukluk 6 aydan fazla sürerse hastalığın kronikleşmesi söz konusu olduğundan
dikkatli olunmalıdır.
Hepatitin komplikasyonları
A, B, D, E hepatit hastaların çoğu tamamen iyileşirler. Birkaç ay ara ile hafif alevlenme  atakları görülebilir. Her atak ile öncekinden daha hafif geçer. Ancak bu tekrarlanmalar, tam iyileşme olmayacağını göstermez. Hepatit A nedeniyle ölüm oranı, D ve B hepatite göre daha azdır. E hepatite bağlı ölüm oranı ise bilinmemektedir. Hepatit B hastalarını % 5-10’unda ve hepatit C vakalarının %80’den fazlasında kronik karaciğer hastalığı gelişir. Kronik hastalık  hafif seyredebileceği gibi ilerleyerek siroza da neden olabilir. Kronik persistan ve kronik aktif  hepatit olarak tanımlanan ve hastalık aktivitesini gösteren iki tip kronik karaciğer hastalığı  vardır; ancak hasta karaciğerde aynı anda farklı bölgelerde bu farklı tipler bulunabilir. Kronik  hepatit sonunda siroz ile sonuçlanır. Genellikle hastalığın seyrini takip etmek için biyopsi yapılır. Akut hepatit sonrasında kronik karaciğer hastalığı gelişiminin nedenleri henüz  bilinmemektedir.
Hepatit, kanser nedeni olabilir mi?
Kronik hepatit B taşıyıcılarında ve kronik hepatit C hastalarında karaciğer kanseri yüksek oranda görülmektedir.
Viral hepatitlerin bazı türleri ülkemizde çok sık görülmektedir. Bazı türleri oldukça bulaşıcı  olan bu hastalık, çoğunlukla farkına varmadan geçirilmektedir. Hastaların bazıları ölmekte; bazıları da kronik hastalığa maruz kalmaktadır. Virüsün bulaştığı insanların birçoğu da hastalanmayıp taşıyıcı olmakta ve kendilerinde bulunan virüs farkında olmadan başka insanlara bulaştırarak onların da hepatit veya hepatit taşıyıcısı olmalarına neden olmaktadır. Hepatit B virüsünü taşıyan gebe annelerin, doğumu takiben çocuklarının aşı ve pasif bağışıklık ilk korunmaları gerekmektedir.  Hepatit B aşısının virüs bulaşmadan önce yapılmasının iltihabını ortaya çıkmasını önlemede yeterli ve güvenli olduğunu gösterilmiştir. Bu aşıyı bütün çocuklara, işlerinde kan ile temas ihtimali olan insanlara ve birden fazla cinsel partneri olanlara öneriyoruz. İnterferon tedavisi bazı hepatit B ve C hastalarında etkilidir.
Hepatit B ve C’ye karşı korunma yolları
Hepatit B ve C’nin tedavisi oldukça güç olduğu için aslında en iyisi ve doğrusu bu hastalığa karşı korunmaktır ve korunmanın yollarını şu şekilde sıralanır:
·   Hepatit hakkında bilgi sahibi olmak.
·   Aşı yaptırmak.
·   Hijyen kurallarına dikkat etmek.
·   Kuaförlerde ve berberlerde kullanılan aletlerin steril olmasına dikkat etmek.
·   Diş tedavilerinde gerekli önlemleri almak.
·   Kan almada ve vermede kanın virüssüz olduğuna emin olmak.
·   Hepatit riskinin olduğu yerler






 

4 Haziran 2012 Pazartesi

Çocuklarda kolit - Ülseratif Kolit ve Crohn Hastalığı

Ülseratif kolit ve Crohn hastalığı (inflamatuar bağırsak hastalıkları), çocukluk hastalıkları içinde önemli yer tutar. Beş yaşın altında görülmesi nadirdir. 10-19 yaşları arasında sıklığı artar. Hastalığın klinik belirtileri ve tedavisi erişkinlerde olduğu gibidir.

Belirtiler
Ülseratif kolit kalın barsağın hastalığıdır. Çocuklarda genellikle kalın barsağın son bölümünü tutar. Kanlı ishal ve karın ağrısı olur. Çocuklarda hastalık erişkinlere göre daha hafiftir. Ancak, yine de iştahsızlık, kilo kaybı, hafif ateş ve solukluk gibi belirtiler olabilir.
Crohn hastalığı, hastaların büyük kısmında ince barsağın son bölümünü tutar. Tüm ince barsağı ve kalın barsağı da hastalandırabilir. Crohn hastalığında karın ağrısı, iştahsızlık, kilo kaybı en sık görülen belirtilerdir.
Çocukluk ve ergenlik döneminde barsakla ilgili olmayan bazı bulgular ön plandadır, hatta ilk ortaya çıkan belitiler olabilir. Artrit denilen eklem iltihabı ve ağrısı, iştahsızlık, beslenme bozukluğu, en önemlisi de gelişme geriliği ve bunun yanı sıra buluğ yaşının gecikmesi barsak ile ilgili şikayetlerden daha önce ortaya çıkabilir. Bu durumda gerçek hastalığın tanısı gecikebilir. Çocuklarda başka bir nedene bağlanamayan, yukarıda sözü edilen belirtiler olduğunda inflamatuvar barsak hastalığı, özellikle de sebepsiz gelişme geriliği olanlarda Crohn hastalığı akla gelmeli ve bu yönde incelenmelidir.

Tanı
İnflamatuvar barsak hastalığının tanısı için çeşitli incelemeler yapılır. Bazı barsak infeksiyonlarında hastaların yakınmaları, inflamatuvar barsak hastalığının belirtileri ile karışabilir. Bu nedenle öncelikle dışkı ve kan incelemeleri ile infeksiyon hastalığı olup olmadığı araştırılmalıdır. Ülkemizde sıkça rastlanan amipli dizanteri, özellikle ülseratif kolite benzerlik gösterir ve tanı karışıklığına neden olabilir. Hastalığın tanısı kolonoskop adı verilen aletle makattan girilerek barsağın görülmesi, bu sırada barsağın iç yüzünden alınan küçük bir parçanın mikroskopta incelenmesi ile konur.

Tedavi ve izlem
Çocuklarda inflamatuvar barsak hastalığının tedavisi, erişkin hastalarda olduğu gibidir. Ancak, ilaçların dozu, çocuğun ağırlığına göre ayarlanır. Tedavinin amacı, hastalığın yatıştırılması ile alevlenmenin önlenmesidir. Özellikle çocuk hastalarda beslenme bozukluğunun ve gelişme geriliğinin düzeltilmesi çok önemlidir.
İnflamatuvar barsak hastalığı kronik hastalıktır. Tedavi ile baskılanır, sessiz döneme girer. Bu hastalıkta tedavi süreklidir. Tedaviyi kesen hastalarda hastalık alevlenir. Bu durum tedavi altında iken de olabilir. Bu nedenle çocuğun ebeveyni tarafından sürekli izlenmesi, doktorunun önereceği belirli aralıklarla kontrollerinin yapılması gereklidir.
Tedavi ve ilaç dozları ile ilgili değişikliklere hastanın doktoru karar vermelidir.

Çocuklarda yakıcı madde içme

Tıp dilinde "korozif madde" adıyla bilinen yakıcı maddeler kezzap, çamaşır ve bulaşık makinesi deterjanları, çamaşır suyu, lavabo-aç, yağ çözücü gibi temizlik amacıyla kullanılan güçlü asit veya alkali karakterde toz veya sıvı yakıcı maddelerdir.
Sıvı korozif maddeler çoğunlukla küçük çocuklar tarafından yanlışlıkla su zannedilerek içilebildiği gibi erişkinler tarafından intihar amacıyla da alınabilirler.
Sıvı veya toz halindeki bu maddeler ağız yoluyla alındıklarında ağız içi, yemek borusu ve mide üzerine yakıcı etki yapabilir, ayrıca solunum yollarına, göze ve deriye de zarar verebilirler. Erken dönemde yemek borusu veya midede delinme ortaya çıkabilir ve bu durum şok tablosu ile ölüme yol açabilir. Bazan haftalar sonra yemek borusu veya mide çıkışında darlık gelişip yutmada zorluk ve bunun sonucunda beslenme bozukluğu ortaya çıkabilir. Bu durumda darlığı ortadan kaldırmaya yönelik uzun süreli cerrahi girişimler gerekebilir. Bazan başarısız kalabilen bu girişimler sonrasında ya mideye delik açarak beslenme sağlanabilir ya da zor bazı ameliyatlar gerekir.
Basit bir dikkatsizlik sonrasında hem çocuk hem de aile günlerce hastahanede acı dolu günler geçirmek zorunda kalabilir. Bu duruma engel olabilmek genellikle anne ve babaların elindedir.

Doktora gitmeden önce hemen yapılması gerekenler
- Yanlışlıkla bu maddelerin içilmesi durumunda çocuk kesinlikle kusturulmamalıdır. Bu yakıcı maddeler yemek borusundan geçerken çok kısa sürede zarar verebilmektedir. Kusturma sırasında tekrar yemek borusu ile temas eden yakıcı maddenin oluşturduğu zarar artar. Ayrıca kusma bu maddelerin solunum yolları ve akciğerlere kaçmasına ve orada da hasar oluşturmasına yol açabilir. Böyle bir durumda içilen maddeyi sulandırmak için çocuğa az miktarda su verilebilir, ancak bu da kusmaya yol açabilir. Bu nedenle çocuğa hiçbir şey yedirilmemeli, içirilmemeli ve kusturulmamalıdır.
- Göz veya deri korozif maddeyle temas etmişse bol miktarda su ile en az 15 dakika yıkanarak temizlenmelidir.
- Yakıcı madde içen veya içtiğinden şüphe edilen çocuk, içilen madde örneği ile birlikte hiç zaman kaybetmeden çocuk gastroenteroloji bölümü olan tam teşekküllü bir sağlık kuruluşuna götürülmelidir.

Tanı ve tedavi
Yakıcı madde içme şüphesi ile acil servise getirilen çocuklar solunum ve sindirim sisteminin ayrıntılı muayenesi yapıldıktan sonra gözlem altına alınırlar. Yakıcı madde içen çocukların yemek borusu veya midelerinde zarar olup olmadığı harici muayene ile anlaşılamaz. Dudak ve ağız içinde harabiyet olmasa bile yemek borusu ve/veya midede ağır derecede yanıklar bulunabilir. Bu durumun anlaşılabilmesi için yakıcı madde içen bu çocuklara kesinlikle endoskopik inceleme (yemek borusu ve midenin içini gösteren özel bir inceleme) yapılmalıdır. Bu girişim sonrasında yemek borusu ve/veya midede yanık ve harabiyet saptanırsa bu çocukların hastahaneye yatırılarak süratle tedavisi gerekmektedir. İlave olarak solunum yolları ve akciğerlerde de zarar oluşmuşsa erken dönemde antibiyotik tedavisine başlanmalı ve solunum desteği verilmelidir. Bu şekilde yanlışlıkla içilen yakıcı maddelerin vereceği zarar en az düzeye indirilebilir. Erken teşhis ve uygun tedavinin hayat kurtaracağı unutulmamalıdır.


Koruyucu önlemler
Çamaşır suyu, kezzap, çamaşır ve bulaşık makinesi deterjanı, yağ çözücü, kireç sökücü, lavabo-aç ve benzerleri gibi gündelik yaşamda çok sık kullanılan asit veya alkali maddeler yanında benzin, gazyağı gibi sıvı yakıtlar çocukların ulaşamayacağı, güvenli yerlerde ve çocuklar tarafından açılması zor kaplarda saklanmalıdır.

2 Haziran 2012 Cumartesi

Çocuklarda yabancı cisim yutma

Küçük çocuklar yapılarındaki meraklılık ve araştırma özelliklerinden dolayı her türlü yabancı cismi ağızlarına götürmeye ve yutmaya eğilimlidir. Ayrıca diş sayısı ve yapılarının yetersiz olması besinleri çiğnemeden daha büyük lokmalar halinde yutmalarına yol açar. Ağızlarında bir şeyler olmasına rağmen konuşmaya, gülmeye, koşmaya ve oynamaya devam edebilirler.
Anne babaların yaşadığı en büyük korkulardan biri hiç kuşkusuz bebeklerinin ağızlarına etraftan buldukları herhangi bir materyali atmaları sonucu ölüme dahi neden olabilen solunum durmalarıdır. Çocuklarda yabancı cisim yutma, 1 yaşın altındaki çocuklarda ölüm nedenleri arasında 5. sırada yer almaktadır.

Özellikle 1 ile 2 yaş arası çocuklarda yabancı cisim yutma ve buna bağlı solunum sorunları sıktır. Solunum yollarına kaçan yabancı cisimler arasında en sık saptananlar; çekirdek, fındık, fıstık gibi kuru yemişler, kuru üzüm, çiğnenmemiş besin artıkları ve oyuncak parçalarıdır. Bu tür besinler ve küçük parçalı oyuncaklar/cisimler 3 yaşın altındaki çocuklara verilmemelidir. Unutmamak gerekir ki; 1 yaşın altında çocuklarda yabancı cisimler ölüm nedenleri arasında 5. sıradadır. Solunum sistemine kaçan yabancı cisimler ani solunum sıkıntısı, morarma, öksürme ile kendini gösterirler. Bu durumda saniyeler içinde çocuk kaybedilebilir; acil servise ulaşıncaya kadar hızlı bir şekilde ağız içi parmakla kontrol edilip cisim çıkartılmaya çalışılmalı, çocuk ayaklarından baş aşağı tutulup sırtına elle vurularak cismin çıkartılmasına yardımcı olunmalı ve solunum durması söz konusuysa ağızdan ağza yapay solunuma başlanılmalıdır.
Sindirim sistemine kaçan yutulan cisimlerin çok büyük kısmı ise çocuğa zarar vermeden bağırsaklar yoluyla atılır. Özellikle zehirlenmeye ve bir yerde takılmaya neden olabilecek yabancı cisimler tanımlanmalı ve erken çıkartma işlemi yapılmalıdır. Çocuklar genellikle oyuncak parçaları, metal para, çivi, vida, pil gibi maddeler yutarlar. Temizlikte kullanılan kireç çözücü, deterjan, yumuşatıcı gibi sıvı yabancı cisimler içerdikleri asidik ya da bazik madde oranına göre yemek borusu ve midede hasar yapabilir ya da zehirlenmelere yol açarlar. Yutulan katı yabancı cisimlerin çok büyük kısmı ise yemek borusunun başlangıç kısmına takılır. Yemek borusunu geçip mideye ulaşan cisimler genellikle sorunsuz olarak kendiliğinden çıkarlar. Nadiren uzun/geniş cisimler mide çıkışında ya da ince bağırsak kalın bağırsak birleşim yerinde takılabilirler. Sindirim sisteminde takılan cisimlerin ise kimyasal ya da mekanik yollarla sıkıntı yaratma riskleri vardır. Özellikle piller ve mıknatıs parçaları bağırsak delinmeleri gibi önemli sorunlar yaratabilirler, bu nedenle acilen çıkarılmalıdırlar. Yabancı cisim yutma sıklığı %4’lere kadar varan yükseklikte saptanırken, en sık metal para yutma olayıyla karşılaşılır. Bu durum 6 ay ile 4 yaş arası çocuklarda sık olarak görülmektedir.
Yemek borusunda takılan yabancı cisimlerde; yutma güçlüğü, yemeği reddetme, aşırı salya oluşması, kilo kaybı, kusma, göğüs ağrısı, boğaz ağrısı, öksürük, açıklanamayan ateş ve bilinç değişikliklerine kadar varan bulgular saptanır. Çocuğun muayenesinde bir şey saptanamayabilir, en önemli tanı aracı şüphelenmektir, özellikle oynarken ani morarma, öksürme, solunum sıkıntısı gibi öyküler önemlidir.

Tedavi ve korunma

Yabancı cisim yutma öyküsü ile başvuran hastaya hastane koşullarında ışıklı bir kamera sitemiyle çocuğun solunum yolları veya yemek borusu incelenip özel cihazlarla (endoskopi) yabancı cisim çıkarılır. Erken tanı almış ve yabancı cismi çıkarılmış çocuklar hemen taburcu olabilirken, geç başvuran hastalarda yada sisteme hasar veren yabancı cisim olgularında uzun süreli hastane yatışı ve tedaviler gerekebilir. Çocukları yabancı cisimlere bağlı sorunlardan korumanın yolu çocukların hareketlerini kısıtlamak değil, yabancı tehlikeli cisimleri çocuklardan uzaklaştırmaktır.

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Çocuklarda obezite

Çocuklarda obezitenin en belirgin 2 nedeni, beslenme bozukluğu ve hareketsizlik. Diğer nedenlere kıyasla daha az da olsa genetik faktörler de çocuklarda obezitede rol oynuyor. Dünyayla birlikte Türkiye’de de özellikle son 10 yılda çocuklarda obezite görülme sıklığı arttı. Beslenme alışkanlıklarındaki ve sosyal yaşamdaki ciddi değişimler bu artışın en önemli nedeni. Annelerin eskiye oranla daha çok çalışıyor olması, evde yemek yeme alışkanlıklarımızın azalmasına ve fast-food tüketiminin artmasına yol açtı.
“Obeziteyi çocuk hekimleri tespit etmeli”
Hekimler olarak obeziteyi genelde atlıyoruz. Hasta bize hangi hastalıkla gelirse gelsin, muayene sırasında mutlaka boyuna ve kilosuna bakmalıyız. Eğer obezite söz konusu ise bu konuda aileleri bilgilendirmeliyiz. Hastanın şikayeti dışında da obezitenin taranması hekimin toplumsal görevidir.
Obezite ciddi kalp damar hastalıklarına davetiye çıkarır. Diyabete, metabolik sendrom dediğimiz insülin direncine, karaciğer yağlanmasına neden olabilir. Karaciğer yağlanması en ciddi sorunlardan biridir, çünkü hastalık tedavi edilmediğinde siroza dönüşür ve ciddi ölüm riski taşır.
Obezitenin çocuk yaşta farkedilmesi ve tedavi edilmesi sonraki yaşlardaki rahatsızlıkların da önüne geçilmesini sağlar. Doğru beslenme ve düzenli spor konusunda küçük yaşlarda yapılan bilinçlendirme geleceğe yatırımdır.
“Anne baba önce kendi beslenme alışkanlıklarını değiştirmeli”
Tedavi sürecinde yeme alışkanlıkları, uyku düzeni, fiziksel aktiviteler ve boş zamanlarını nasıl değerlendirdiği konularında çocuğun ve ailenin alışkanlıklarını detaylı bir şekilde değerlendirmöek gerekir. Ne kadar doğru alışkanlık kazandırılmaya çalışılsa da çocuk her konuda anne babayı taklit eder. Ailenin yapacağı en önemli şey çocuğa örnek olmasıdır.
Çocukla iletişim kurarken ‘sen hastasın, bu yüzden diyet yapman gerekiyor’ yaklaşımı bizi başarısızlığa hatta telafisi olmayan bozukluklara sürükler. Onun yerine ‘senin şimdiden sağlıklı beslenmeyi öğrenmen gerekiyor ki hayat boyu sağlıklı yaşayabilesin’ yaklaşımını benimsemek gerekiyor. Çocuğun üzerinde beslenme baskısı kurmak iyi sonuç getirmez. Hiçbir şeyi yasaklamamalı ama çocuğu ona zararlı olan yiyeceklerin tatlarından uzaklaştırmalı, tüketmesi ertelenmeli. Birden fazla sağlıklı alternatif sunarak seçim yapma şansı vermeli. Bu kolay ve kısa bir süreç değil. Bunu kısa süreli bir diyet olarak değil, yaşam boyu sürecek bir sağlıklı beslenme alışkanlığı görmeli.
“Sınav kötü beslenmeye bahane olmasın”
Sınav stresi çok erken yaşlara indi. Çocuklar streste oldukları için doğru beslenmeyi sınavdan sonrasına erteliyor, sürekli ders çalışma zorunluluğundan ötürü eve hapsoluyor, dışarı çıkıp fiziksel aktivitelerde bulunmak vakit kaybı olarak görülüyor. Oysa fiziksel aktivite ve sağlıklı beslenme zihinsel aktiviteyi besler.

25 Mayıs 2012 Cuma

Çocuklarda karaciğer büyümesi

Karaciğer Büyümesi (Hepatomegali); Yeni doğan döneminden yaşlılık dönemine kadar her yaşta görülebilen bir bulgudur. Doğrudan karaciğere ait nedenlerle ya da pek çok sistemik hastalıkla birlikte ortaya çıkabilir.

Karaciğer Büyümesi Nedenleri:
1. Karaciğerdeki hücrelerin çoğalma ya da büyümeleri:
a. Depolanmalar:
  • Yağ depolanması (karaciğer yağlanması): beslenme bozukluğu, obezite, damar yoluyla beslenme, diyabet, metabolik karaciğer hastalıkları, kistik fibrozis, Reye sendromu gibi.
  • Lipid depolanması (Lipid depo hastalıkları): Gaucher Hastalığı, Nieman Pick Hastalığı, Wolman Hastalığı gibi.
  • Glikojen depolanması: Glikojen depo hastalıkları
  • Diğer: Wilson Hastalığı (bakır depolanması), hemokromatozis (demir depolonması), amiloidoz (amiloid depolanması), alfa 1 antitripsin eksikliği, siroz
b. Enfeksiyonlar:
  • Viral hepatitler (Bulaşıcı sarılıklar); hepatit A, hepatit B, hepatit C
  • Bakteriyel enfeksiyonlar; sepsis, karaciğer apsesi, kolanjit
  • Paraziter enfeksiyonlar; kist hidatik, amip apsesi
  • Toksik nedenler; İlaçlar, zehirler
c. Otoimmün hastalıklar (bağışıklık sistemi bozuklukları): otoimmün hepatit, sklerozan kolanjit, lupus, sarkoidoz gibi.
d. Tümörler: iyi huylu tümörler, kistler, kötü huylu tümörler, metastazlar
2. Damarsal alanın genişlemesi:
a. Karaciğer içi: Veno oklusiv hastalık (damar tıkanıklığı)
b. Karaciğer dışı: Kalp yetmezliği, perikard (kalp zarı) tamponadı, konstriktif perikardit (kalp zarı iltihabı), Budd Chiari Sendromu
3. Safra yollarında genişleme: Doğuştan hepatik fibrozis, Karoli Hastalığı.
Büyümeye neden olan hastalık karaciğer dışı bir durumsa, onun tedavi edilmesiyle karaciğer normal boyutuna gerileyebilir. Doğrudan karaciğere ait hastalıklarda da, tanı konulduktan sonra uygulanacak tedavilerle gerileme sağlanabilir. Karaciğer boyutlarının izlenmesi, hastalığın seyri ve tedaviye verdiği yanıtı değerlendirmek açısından da önemlidir.
Büyümüş karaciğerde ağrı da varsa bulaşıcı viral hepatitler, hızlı gelişen kalp yetmezliği ve karaciğer apsesi öncelikle düşünülmelidir.

Teşhis:
Karın bölgesinin elle muayenesiyle, karın röntgenlerinde, ultrasonografî de ya da karın tomografisinde saptanabilir. Karaciğer büyümesi olan bir hasta değerlendirilirken, detaylı öykü ve fizik muayeneden sonra, tam kan sayımı, karaciğer fonksiyon testleri, hepatit belirteçleri, karın ultrasonografisi (USG), karın bilgisayarlı tomografisi (BT) gibi radyolojik tetkikler ve karaciğerden yapılacak iğne biyopsisi gerekebilir. Hastada, tüm bu yöntemler ve gereğinde daha detaylı incelemelerle karaciğer büyümesinin nedeni mutlaka belirlenmelidir.

Yenidoğan sarılığı


Yenidoğan sarılığı, yeni doğmuş bebeklerde kanlarındaki bilirubin miktarının artması neticesinde görülen bir çeşit sarılıktır. Doğumdan sonraki ilk haftada her doğan bebeğin kanında az veya çok derecelerde mutlaka bilirubin miktarında artış gözlenmektedir. Yenidoğan sarılığı, hayata yeni başlamış bebeklerde en sık görülen sıkıntılardan birisidir. Normal doğan bebeklerin %60'ında görülürken erken doğan bebeklerin %80'inde görülebilmektedir.
Bir bebeğin anne karnında sahip olduğu kanındaki alyuvarlar normal bir insandakinden farklıdır. Bu tür alyuvarlar fetal hemoglobini (HbF) denilen türdendir. Bebek doğar doğmaz işlevini yitiren bu farklı tipteki alyuvarlar hızla parçalanıp yıkılmaya başlarlar ve yerine yeni tipte hemoglobin (HbA) içeren alyuvarlar üretilmeye başlanır. Bölünerek yıkılan alyuvarlar aşırı miktarda bilirubin maddesi üremesine neden olur. Normal bir bünyedeki biluribin karaciğerde işlenerek vücuttan atılacak biçime getirilir. Bebeğin karaciğerinin aşırı miktarda üretilen biluribini karşılayamadığı durumda, vucüttan atılması gereken bu dokular bebeğin kanında birikmeye başlar. Biluribin sarı renkli pigmentlere sahiptir ve kanda aşırı miktarda birikerek bebeğin derisine nüfuz ederek bebeğin sarı renkli bir görünüm almasına ve yenidoğan sarılığına neden olur.

Hastalığın oluşumu: 
Yapılan deneyler yetişkinlerdeki hemoglobinin eritrositlerin kemik iliğinden kan dolaşımına geçişinden 120 ile 130 gün sonra, retiküloendotelyal sistem hücrelerini ihtiva eden dalak, karaciğer ve özellikle kemik iliğinde yıkıldığını göstermiştir. Retiküloendotelyal sistemde eritrositlerin dışına çıkan hemoglobinin yıkılışına önce hem'in protoporfirin halka sisteminden ayrılmasıyla demir-biliverdin ve globinden oluşan yeşil renkli "koleglobin" veya "verdoglobin" denen madde meydana gelir. Verdoglobinden ise önce demir iyonu sonra globin ayrılarak, iki oksijen atomu moleküle katılarak biliverdin meydana gelir. Fe+2 iyonu demir depolarına ya da kemik iliğine taşınır. Globin ise kendini oluşturan aminoasitlere parçalanır. Biliverdin ise mavi-yeşil renkli olup, "biliverdin redüktaz" enziminin katalizi ile "bilirubin" meydana gelir. Karaciğer dışındaki retiküloendotelyal sistem hücrelerinde hasıl olan bilirubin kan dolaşımı ile karaciğer hücrelerine getirilir. Safranın renkli maddesi olan ve suda çözünmeyen bilirubinin büyük kısmı albüminle, az bir kısmı ise α1, ve α2 globulinle kompleks şeklinde birleşir. Proteinle kompleks teşkil eden bilirubin suda çözünmediğinden idrara çıkmaz. Bilirubin karaciğer hücrelerinde proteinden ayrılır ve glokoronitlerle birleşerek konjuge bilirubini oluşturur ve suda çözünebilir. Proteinle kompleks teşkil eden bilirubine serbest bilirubin, diğerlerine ise bağlı bilirubin veya konjuge bilirubin denir.
Ancak yeni doğan bir bebekte karaciğerin kapasitesi aşırı miktarlarda yıkılan hemoglobin miktarını karşılayamayacak düzeyde olduğu için bilirubin yeteri düzeyde konjuge olamaz ve idrar yolu ile vücuttan atılması sağlanamaz. Vücuttan atılamayan konjuge olmayan bilirubin ise deri üzerinde birikerek bebeğin sarı renkli bir görünüm almasına neden olru. Konjuge olmayan bilirubini konjuge bilirubine çevermek yani suda çözülebilir hale getirmek için fototerapi veya diğer tedavi yöntemleri uygulanmaktadır.
Nedenleri:
Yenidoğan sarılığı aşağıdaki fiziksel nedenlere bağlı olarak gelişir:
  • Yeni doğmuş bebeklerdeki alyuvarların aşırı hızlı bir şekilde ve aşırı miktarda parçalanması.
  • Bebeğin karaciğerinin, kanındaki aşırı miktardaki bilirubin oluşumunu işleyecek kapasiteye sahip olmaması.
Diğer nedenler ise:
  • Bebeğin anne ve babasının kan ve ABO uyuşmazlığı.
  • Bebeğin alyuvarlaındaki (Kırmızı kan hücreleri) şekil ve işlev anomaliteleri.
  • Doğum esnasındaki zorlanmlara bağlı aşırı ezik ve çürükler.
  • Cephalohematoma
  • Bazı konjenital hastalıklar
  • Hepatit B veya karaciğerdeki bilirubin işlenmesini etkileyecek sorunlar.
  • Prematüre doğum.
  • Annedeki şeker hastalığı.
  • Yapay sancı ile doğrulan bebeklerde.
  • Doğumdan sonra çok kilo kaybeden bebeklerde.
Belirtileri:
Yenidoğan sarılığı doğumdan sonraki 2. veya 3. gün gözlenir ve bir hafta ile 10 gün arasında yok olur. Sarılığın kaybolması en son yüz ve boyun ve de onu takiben göz aklarında olur. Prematüre veya düşük kilolu doğan bebeklerde hastalığın belirtileri 4. ile 6. günler arasında meydana çıkabilir.
Bilirubinin kandaki normal oranı yeni doğmuş bir bebekte 1-2 mg/dl'dir. Bu değer 5 mg/dl'yi geçtiğinde sarılık gözle farkedilebilir bir duruma gelir. İlk belirti bebeğin göz akındaki sararmadır. Bilirubinin kandaki miktarı ile vücuttaki sararmanın oranı ve gözlendiği bölgeler ilişkilidir:
  • I - Bilirubin oranı 5 ile 8 mg/dl arasında ise baş ve boyun bölgesi sararır.
  • II - Bilirubin mikarı 8 ile 10 mg/dl arasında ise gövdenin üst bölümü sararır.
  • III - Bilirubin miktarı 10 ile 13 mg/dl arasında ise gövdenin alt kısmı sararır.
  • IV - Bilirubin miktarı 13 ile 16 mg/dl arasında ise kol ve bacaklar sararır.
  • V - Bilirubin miktarı 20 mg/dl civarında ise eller ve ayaklar sararır.
Bu süreç, siyah ve kahverengi derili bebeklerde de aynı şekilde işler, fakat sararma yalnızca avuç içlerinde, ayak tabanlarında ve gözlerin beyaz kısmında görünür.
Ancak yukarıda sözü geçen bu belirtilerin görünüş biçimi ve düzeyi bebeğin doğum haftası, kaç günlük olduğu ve kilosuna göre farklılık gösterebilmektedir. Hangi bebeğin tedavi edilmeyi gerektirecek düzeyde hasta olduğuna karar vermek çok önemlidir. Teşhisi koyabilmek için mutlaka gün ışığı ya da beyaz ışık altında gözlem yapmak gereklidir.

Türleri:

Fizyolojik sarılık

Henüz doğmamış bebeklerin kanındaki bilirubin maddesi fetusa bir zarar veremez çünkü plasenta aracılığı ile annenin kanına geçer ve annenin karaciğerinde işlenerek vücuttan atılır. Bebeğin kanındaki bilirubin maddesi doğumda 1-2 mg/dl civarındadır ve doğumdan sonra yavaş yavaş artmaya başlar, geçici olan bu duruma fizyolojik sarılık denir. Fizyolojik sarılık, bebeğin karaciğerinin bilirubini tutma ve dönüştürme sürecindeki enzim eksikliğinden kaynaklanır.
Sağlıklı olarak 40 haftalık gebelik süresinin ardından doğmuş bir bebekteki (postterm) bilirubinin düzeyi doğumdan sonraki 3. ile 4. günlere gelindiğinde 5-6 mg/dl düzeylerinde bir pik yapar ve sonrasındaki ikinci evrede yavaş yavaş azalarak birkaç hafta içinde normal düzeyine iner.
Prematüre doğan bebeklerde ise birinci dönemdeki bilirubin miktarı 10-12 mg/dl değerine kadar ulaşabilir. Prematüre bebeklerdeki fizyolojik sarılığın ikinci evresi de uzayabilir ve 2 ile 4 haftaya kadar çıkabilir.
Fizyolojik sarılık, 42 haftanın üzerinde doğan bebeklerin neredeyse tamamında, normal süresinde doğan bebeklerin yaklaşık yarısında ya görülmez ya da çok hafif bir seyir izler.

Anne sütü sarılığı

Anne sütü ile beslenen bebeklerde görülebilir. Bu sütle beslenen bebeklerin %15'inde bilirubin miktarı 12 mg/dl'nin üzerine çıkarken, hazır mama ile beslenen bebeklerin %4'ünde ancak bu miktarın üzerine çıktığı gözlenir. Hastalığın genel seyri doğrultusunda doğumdan sonraki ikinci haftanın sonuna kadar bilirubin miktarı yükselir ve bunu takiben yavaş yavaş azalarak birkaç ay içinde azalır. Bu bebeklerde herhangi bir hastalık belirtisine ya da kilo sorununa rastlanmaz.

Patalojik sarılık

Fizyolojik ve anne sütü sarılığı nedenlerinin dışındaki tüm sarılık türleri patalojik sarılıktır. Patalojik sarılık son derece az sıklıkla görülmektedir ve fizyolojik sarılıktan daha erken veya daha geç görülür ve bilirubin düzeyi daha yüksektir. Patalojik sarılığın özellikleri şunlardır:
  • İlk 24 saatte ortaya çıkan
  • Hızlı artan bilirubin konsantrasyonu (>5 mg/dl/gün)
  • Total serum bilirubin >17 mg/dl
  • Serum konjuge bilirubin >2 mg/dl ya da total bilirubinin >%20’si
Komplikasyonları:
Birçok bebek için fizyolojik sarılık tedavi gerektirmeden geçebilecek bir durum olsa da bu dönemin düzenli olarak doktor gözetiminde geçirilmesi önemlidir. Aksi taktirde sarılığın seviyesi yükseldiğinde ve tedavisinde geç kalındığında kernikterus ismi verilen bir hastalık bebekte görülebilir. Kanda aşırı derecede artan miktardaki bilirubin beyinde birikir ve beynin bazal ganglion bölgesini etkileyerek beyinde hasar oluşmasına neden olur. Bebekte yavaş hareketler, güçsüz ağlamalar, zayıf ve isteksiz emmeler, yavaş refleksler, kusma ve ateş gibi belirtiler gözlenir. Bu şekilde hastalanan bebeklerde ölüm de hastalığın getirdiği bir sonuçtur.

Tedavi:

Anne sütü sarılığı için

Bu tür sarılık için bebeğin anne sütü ile beslenmesi 24 ile 72 saat arasında bir süre için kesilir ve bebek hazır mama ile beslenir. Sarılığın hızlı bir şekilde azaldığı gözlendikten sonra bebeğe anne sütü tekrar verilmeye başlanır. Anne sütü tekrar verilmeye başlandığında sarılığın tekrar artmaması beklenir.

Fototerapi (ışık tedavisi)

Kanındaki bilirubin miktarının azaltması amacıyla ışık tedavisi gören bir bebek 1958 yılında, kanlarındaki bilirubin düzeyleri yüksek olan sarılıklı bebeklerin bahçede gezdirilirken renklerinin güneş ışığının direkt teması neticesinde açıldığının farkedilmesiyle tesadüfen keşfedilmiştir.
Düşük düzeyde devam eden fizyolojik sarılıklarda belli bir tedavi uygulamaya gerek yoktur ancak bebeğin yaşı (gün olarak) ve ağırlığı göz önüne alınarak 15 mg/dl'nin üzerindeki oranlarda en sık uygulanan tedavi yöntemi fototerapidir. Deride biriken bilirubin, uygulanan ışığın etkisiyle, suda eriyecek duruma dönüşür ve böbrekler vasıtasıyla idrar olarak vücuttan atılır.
Tedavi sırasında, bebek üzerinde sadece alt değiştirme bezi kalacak şekilde soyulur ve gözlere koruma amaçlı bir maske takılır. Bu şekilde ışığın altına yatırılır. Işık tedavisi esnasında çok sıvı kaybı olacağından bebeğin en az iki saatte bir ya annesi tarafından emzirilmesi sağlanır ya da yine aynı sıklıkta bebeğe mama verilir. Işık tedavisi esnasında, bebeğin sindirim sistemi hızlı çalışacağından dışkılama sayısında ve miktarında da bir artış gözlenir.

BiliBattaniye

BiliBattaniye (İngilizce adıyla BiliBlanket), General Electric firması tarafından üretilen bir çeşit fiberoptik battaniyedir. Biliblanket, yumuşak, kıvrılabilen ve esnek fiberoptik malzemeden dokunmuş ve mavi ötesi iyileştirici ışık yayan bir battaniyedir. Battaniyeye bağlı portatif bir kuartz halojen ışık kaynağı vardır. Battaniye bebeğin vücuduna bir çeşit yelek gibi giydirilmektedir. Bebeğin baş kısmına temas olmadığı için gözlerini korumaya da gerek duyulmamaktadır.

Kan değişimi (transfüzyon)

Kandaki bilirubin düzeyi aşırı miktarda arttığında ya da artma eğilimi gösterdiğinde bebeğin kanının tamamen değiştirilmesi şeklinde uygulanır. Bebeğin kanının değiştirilmesine karar verilirken, bebeğin doğum haftası, doğum ağırlığı, kaçıncı günde (yaş) olduğu göz önüne alınır ve bilirubin miktarı 20-25 mg/dl'nin üzerinde olursa bu işlem doktor onayı ile uygulanır.