Yaz tatilinde çocuk beslenmesi

Yazın çocuklarımızı nasıl beslemeliyiz? Tatilde çocuk beslenmesinin püf noktaları...

Çocuklarda endoskopi

Çocuklarda üst endoskopi (gastroskopi) nedir, nasıl yapılır?

Çocuklarda kolonoskopi

Çocuklarda alt endoskopi (kolonoskopi) nedir, nasıl yapılır?

Bebek ve çocuklarda reflü

Bebek ve çocuklarda reflü nasıl anlaşılır, tanısı nasıl koyulur ve nasıl tedavi edilir?

Çocuklarda karın ağrısı

Çocuklarda karın ağrısı nedenleri nelerdir? Tanı, tedavi ve izlemde yapılması gerekenler...

Çocuklarda iştahsızlık

Çocuklardaki iştahızlığın nedenleri, sonuçları, tedavisi, anne ve babalara uyarılar

Çocuklarda obezite

Son yıllarda çığ gibi artan çocuk obezitesinin tehlikeleri ve yapılması gerekenler

48. Türk Pediatri Kongresi ve International Association for Adolescent Health 17th European Meeting

15-19 Mayıs 2012 - World of Sunrise - Starlight Kongre Merkezi, Side/Antalya

9. Ulusal Çocuk Gastroenteroloji Hepatoloji ve Beslenme Kongresi

18 - 21 Ekim 2012 - The Marmara Oteli, Antalya

 

17 Nisan 2012 Salı

Nörolojik hastalığı olan çocuklarda beslenme

Hasta bir çocuğun izleminde üzerinde durulması gerekli en önemli konulardan biri, çocuğun metabolik ve fizyolojik kısıtlamalarına rağmen büyüme ve gelişiminin devamını sağlayacak şekilde beslenmesine devam etmesidir.
Büyüme ve gelişmenin devamını sağlayacak besin ögelerini ağızdan yeterince alamayan nörolojik problemi olan hastaların burundan mideye, veya karından mideye takılan özel beslenme tüpleri ile veya damar yolundan serumlarla beslenmesi gerekir. Kullanımının daha kolay, daha ekonomik ve daha güvenli olması, sindirim sistemin bütünlüğünü ve immünolojik fonksiyonunu (sindirim sistemi fizyolojisini) koruması ve metabolik-enfeksiyöz yan etkilerinin çok daha az olması nedeni ile sindirim sisteminin çalıştığı her durumda  eğer bir mani yoksa tüp ile beslenme ilk tercih olmalıdır.
Üst sindirim sistemi yapısal anomalisi veya emme, yutma güçlükleri olan, artmış enerji ve/veya protein gereksinimini karşılayamayan ve hastalığı nedeni ile açlığa tahammülsüzlüğü olan, sürekli beslenmesi gereken hastalarda mutlaka tüp ile beslenme gerekmektedir.       


TÜP İLE BESLENECEK HASTALARDA KULLANILACAK MAMA TİPLERİ VE SEÇİMİ:
1. Süt çocukluğu dönemi:
a. anne sütü: Özellikle altı aydan küçük çocuklarda ilk seçenektir. Anne sütü ile beslenen çocuk yeterli kilo alamadığında glukoz polimerleri, yağ emülsiyonları içeren özel mamalarla ya da diğer bebek mamaları ile desteklenebilir.  
b. bebek mamaları: Normal bebek mamaları tüple enteral beslenmede de kullanılabilirler. Çocuk kilo alamadığında mama glukoz polimerleri ile zenginleştirilerek verilebilir. Bu amaçla polimerik mamalar kullanılır. Bunlar tam protein ve kompleks karbonhidrat içeren mamalardır. Mide, barsak , safra yolları ve pankreas fonksiyonları normal çocuklar içindir. Yağ genellikle trigliserittir
c. Özel mamalar (elemental mamalar):  Besleyicileri elementer şekilde yani proteinleri daha küçük protein şekline parçalanmış veya aminoasitlere kadar ayrılmıştır. Böylece sindirilmesi çok kolaylaşmış mamalar ortaya çıkar. Karbonhidratlar glukoz veya laktozun dışında diğer bazı daha küçük karbonhidrat molekülleri halindedir. Yağ içeriği ise ağırlıklı olarak orta zincirli yağ asitleri, esansiyel yağ asitleri ve az miktarda uzun zincirli yağ asitlerinden oluşur. Mide, barsak, safra yolları ve pankreasta  fonksiyonel veya anatomik bozuklukların varlığında kullanılır.
d. Modüler mamalar: İnatçı ishal ve kısa barsak sendromu olan süt çocukları küçük molekülere parçalanmış protein içeren mamaları da tolere edemeyebilirler. Modüler diyette kullanılacak protein kaynakları vardır. Bunlara da uygun karbonhidrat ve yağ eklenerek çocuğun sindirimine uygun bir diyet hazırlanabilir. Doğuştan metabolizma bozukluklarında da değişik  modüler mamaların kullanılması gerekir.
2. Büyük çocuk:
Önceleri bu çocuklara büyükler için yapılmış mamalar değiştirilerek verilirdi. Günümüzde 1-5 yaş grubu ve okul çocuklarının  enteral beslenmesine uygun tüple beslenme için özel mamalar imal edilmektedir. Ancak on yaş ve üzerindeki çocuklara yetişkinler için yapılmış mamalar verilebilir.


TÜPLE BESLENME GİRİŞ YOLLARI: 
1. Nazoenteral yol: Kısa dönemli tüple beslenme için nazogastrik (burundan mideye yerleştirilen) tüp yeterlidir. İnce barsakla beslenme gereken durumlarda kısa dönemde nazoenteral (burundan ince barsağa yerleştirilen) tüp İle beslenme sağlanabilir. 
2. Enterostomi uygulamaları: Uzun dönemli beslenmeler için perkütan endoskopik gastrostomi tüpü gereklidir (PEG). PEG işlemi ameliyetsız, endoskopi kullanılarak karın duvarından mideye özel beslenme tüpü takılmasıdır. Günümüzde teknolojinin ve tıppın ilerlemesi ile eskiden ameliyatla yapılan bu işlem artık tüm yaş gruplarında ameliyatsız, çocuk gastroenteroloji uzmanları tarafından endoskopi ile yapılabilmektedir. Mideden beslenmesinde sakınca olan çocuklarda (özellikle ağır refüsü olan ve mideden yemek borusuna ve akciğerlere kaçak olması nedeniyle ciddi kusmaları ve zatürre atakları geçiren çocuklarda) uzun süreli ince barsakla beslenme gerektiğinde PEG-J (PEG tüpü içinden barsağa takılan bir tüple ince barsak içine beslenme) veya PEJ (direk karın duvarından ince barsağa tüp takılması ile beslenme) kullanılır. 


TÜPLE BESLENEN HASTALARIN TAKİBİ:
1. Hastanın kilosunda zaman içerisinde gözlenen dalgalanmalar kaygı uyandırmalıdır.
2. Günlük sıvı alımı ve çıkışı, kalori ve protein alımının izlenmesi önemlidir.
3. Takipte bakılması gereken biyokimyasal testler: Albumin, elektrolitler, glukoz, magnezyum, fosfor, kalsiyum, BUN, kreatinin.
4. İshal, bulantı, kusma, karında şişkinlik ve kramp gibi tüple beslenmenin çocuk tarafından tahammül edilemediğini gösteren bulgulara dikkat edilmeli ve gereken tedavi uygulanmalıdır. 


TÜPLE BESLENME SIRASINDA SIK GÖRÜLEN PROBLEMLER VE ÇÖZÜMLERİ:
1. Tüp tıkanması: Hastaya/aileye tıkanmayı önlemek için tüpü sık yıkamanın önemi öğretilmelidir. Beslenme tüpü her 4-6 saatte bir 30-50 ml ılık musluk suyu ile yıkanmalıdır. Ayrıca beslenme tüpü ilaç verilmesinden önce ve sonra yıkanmalıdır. Dönüşümlü olarak hafif basınç ve geri çekme ile ılık su kullanımı tıkanmaların çoğunu açar. Ancak kazein pıhtısını çözmede sitrat veya limon suyu daha yararlıdır. Kolayca açılmayan bir tüp hemen değiştirilmelidir.
2. Aspirasyon (beslenme ürününün solunum yollarına kaçması): Hastanın 45 derece yarı oturur pozisyonda olması NG ile beslenenlerde tüpün her gün uygun yerde olup olmadığının kontrolü Antireflü (mideden yukarı kaçağı önleme) tedavi Direk olarak oniki parmak barsağına veya ince barsağa beslenme şekillerine geçme Beslenmeden sonra sağ lateral pozisyon verilmesi Metpamid, debridat gibi ilaçların kullanılması Yüksek yağ ve kalori ile beslenme olasılığının araştırılması. Gerektiğinde besinin sulandırılması   Çekilmeleri ve tıkanmayı önlemek için tüpün uygun şekilde tespiti Beslenmeden önce tüpün yerinde olup olmadığının kontrolü
3. Kabızlık: Sıvı ve lif alımının artırılması Laksatif (barsak düzenleyici, kakayı yumuşatıcı ilaçlar) kullanılması Düzenli egzersiz programı Motilite (sindirim sisteminin hareketlerini) düzenleyici ilaçlar 4. Enfeksiyon: Besinlerin sterilitesine, beslenme torbası, seti ve enteral tüplerin kullanımında hijyene çok dikkat edilmesi


YAŞAM KALİTESİ:
Tüple beslenmenin bir çok hastada ömrü uzattığı şüphesizdir. Altta yatan hastalığın şiddetine rağmen yaşam kalitesini arttırır. Bu artışın ne kadarının daha iyi beslenme durumundan, ne kadarının aspirasyon ve yutma güçlüklerine bağlı korku ve rahatsızlığın azalmasından olduğu tam olarak bilinemez. İngiltere’de yapılan bir çalışmada enteral beslenme uygulanan çocukları olan ebeveynlere sorulduğunda çocuklarının enteral beslenme uygulanmaya başladıktan sonra daha mutlu olduğunu belirtmişler, bazı ebeveynler de çocuklarına artık bir şeyler yedirmeye çalışmakla vakit geçirmedikleri için bir özgürlük hissinden bahsetmişlerdir. Tüm çalışmalarda çocukların tüple beslenmeye geçişinden sonra kilo almalarının sağlandığı, genel sağlık durumlarının daha iyiye gittiği gösterilmiştir.


EVDE ENTERAL BESLENME: 
Yutma, yeme fonksiyonlarındaki bozukluk kalıcı ise, bazen tüm yaşam boyunca beslenme desteği gerekebilir ve bu amaçla ev koşullarında tüple beslenme desteği ile SSPE’li çocukların beslenme sorunları çözülmüş olur. Ağızdan beslenmenin yeterli olmadığı veya hiç ağızdan beslenemeyen, sisndirim sistemi tam veya kısmen işlevsel olan ve uzun süre hastanede yatması gerekmeyen hastalarda evde tüple beslenme uygulamaları tercih edilmelidir. Birçok gelişmiş ülkede evde yapay-tüple beslenme rutin bakım şekli haline gelmiştir. Çünkü hastanedeki tedaviden daha ucuz olduğundan maliyet azalmakta, yaşam kalitesi artmakta, hasta aileye yakın olmakta, sosyal yaşam mümkün olduğunca normale yakın bir düzeyde sürdürülebilmektedir.  

15 Nisan 2012 Pazar

Çocuklarda iştahsızlık

1-Günümüzde birçok ebeveynin problemi çocuklarda iştahsızlık. Çocuklar neden iştahsızlık yaşar?
İştahsızlık, küçük çocuğu olan pek çok ailenin sorunudur. Az yemek yediğini düşünen çocuklarının arkasından elinde kaşıkla koşan anne görüntüsü çok sık rastlanan bir durumdur. Her az yiyen çocuk iştahsız değildir. Benim çocuğum yemiyor diyen ailelerin bebeklerine baktığımızda bazı bebeklerin kilosunun yaşına göre normal olduğu saptanmaktadır. Öncelikle bir çocuğa iştahsız tanısı doktor incelemesiyle konmalıdır. İştahsızlığın birçok nedeni vardır. Ancak genel olarak organik ve psikolojik nedenler olarak iki ana gruba ayrılır. Organik nedenli iştahsızlık, bir hastalığın bulgusu olarak ortaya çıkar. Herhangi bir fiziksel problem olmadan meydana çıkan iştahsızlık ise psikolojik kökenli veya çocuğun beslenmesi ile ilgili yapılan uygulama hatalarından dolayı ortaya çıkan iştahsızlıktır. Bazı hormonal hastalıklar, sindirim sistemi hastalıkları (reflü, gastrit, kolit, kabızlık, çölyak hastalığı gibi), anemi, böbrek, idrar yolları, karaciğer ve kalp gibi organların kronik hastalıkları gibi durumlarda iştahsızlık ilk belirti olarak karşımıza çıkabilir.
2-Hangi vitamin destekleri ile bu sorun giderilebilir?
Vitamin ve mineral eksikliklerinin hemen hemen hepsi çocukluk ve özellikle küçük bebeklerde iştahsızlık ve bunun sonucunda da kilo alamama sorunu ile   karşımıza çıkar. Başta demir ve çinko gibi mineraller ile folik asit ve B12 vitamin eksikliği durumlarında bunların dışarıdan verilmesi ile iştahszılık düzeltilebilir. Ancak bunları dışında diğer iştahsızlık nedenlerinin olup olmadığının mutlaka araştırılması gereklidir. İştahsızlığın nedeni tam olarak araştırılıp doğru tanı koymadam gelişigüzel vitamin ve mineral desteği verilmesi çocuğun sağlığı açısından çok olumsuz durumlara yol açabilir.     


3- C vitamini, Demir, Çinko, Folik Asit, B12 Vitamini, Üzüm Pekmezi gibi vitaminlerin rölü nedir? Bu vitaminler desteklendiğinde çocuklarda iştahsızlık problemi giderilebilir mi?
Çocuklar hem belirli kimyasal maddeleri oluşturmak hem de başka maddeleri kullanıma sokmak için C vitaminine gereksinim duyar. C vitamini demirin emilmesine yardımcı olmakta da anahtar bir rol oynar. Diyetleriyle yeterli C vitamini almayan çocuklar kemiklerinde zayıflık, kansızlık ve başka tıbbi durumlar geliştirebilirler. C vitamini vücudu bağışıklık sistemimizi güçlendirerek virüs ve bakterilere karşı korur. Çeşitli gıdalar ve maruz kaldığımız çeşitli zararlı maddeler ve toksinler ile çeşitli mikroplar vücudumuzda hücreleri eskiten ve zarar veren oksidan maddelerin üretimine neden olur. C vitamini vücutta en güçlü anti-oksidanlardan (oksidan maddeleri yok eden maddeler) biridir. C vitamini bağışıklık sistemini oluşturan hücreleri de zarar görmekten koruyarak bağışıklık sistemini güçlendirir ve enfeksiyonlardan korunmayı sağlar.
Vücuttaki pek çok fonksiyonda görev alan çinko, vücuttaki her hücrede bulunur. Özellikle kalp, beyin ve üreme sistemi çinkoya ihtiyaç duyar. Zihinsel fonksiyonlarda, vücudun kendi kendini iyileştirmesi ve yenilemesi gereken durumlarda önemli roller üstlenir. Büyümenin ve cinsel gelişimin normal olmasını, yaraların iyileşmesini sağlar. A vitamini fonksiyonlarında etkilidir. Deri sağlığına yararlıdır. Hem cildin sağlığının korunmasına hem de yanık gibi nedenlerle oluşan hasarların tamir edilmesine yardımcı olur. Enerji üretiminde ve fosforun kemiğe tutunmasında etkilidir. Kemik ve dişlerin yapısında rol alır. Antioksidan özelliği ile hem hücreleri serbest radikallerden korur, hem de hücre zarı ve fonksiyonlarına yardım eder. Bağışıklık sistemine oldukça büyük destek verir. Kış aylarında soğuk algınlığı ve gribe karşı oldukça etkili olan çinko, bakterilere ve virüslere karşı direnci arttırır, dış enfeksiyon etkenlerine karşı antikor üretimine katkıda bulunur. Aşıların etkilerini göstermesinde yardımcıdır. A vitamininin kimyasal bileşimini harekete geçirir ve mikrop öldürücü etkisi vücuttaki aknelerin kaybolmasını sağlar. Hücre yenilenmesinde payı olduğu için cildi güzelleştirerek el tırnaklarını sertleştirir, nörodermitisi ve uçukları hafifletir. Ayrıca saç dökülmesi üzerinde olumlu etkileri vardır. Hücre büyüme ve bölünmesi, seksüel olgunlaşma ve üreme, karanlığa adaptasyon ve gece görme, yara iyileşmesi, vücut bağışıklığı, tat ve muhtemelen koku alma duyumunun tamlığı gibi fizyolojik fonksiyonların gerçekleşebilmesi için vücudumuz çinkoya bağımlıdır.

Demirin vücudumuzdaki en önemli görevi hemoglobin yapımıdır. Hemoglobin kanımızdaki alyuvarlarda bulunur ve oksijen taşıma işlemini yapar. Alyuvarlar da buradan aldıkları oksijeni dokulara taşırlar ve dokuların çalışmaları için gereken oksijen taşınmış olur. Demir sağlığın sürdürülebilmesinde görev alan protein ve enzimlerin tamamlayıcı bir parçasıdır. İnsanlarda demir, oksijen taşınmasında yer alan proteinlerin zorunlu bir bileşenidir. Hücre gelişiminin ve çeşitlenmesinin düzenlenmesinde zorunludur. Demirin yetersiz alımı oksijenin hücrelere ulaştırılmasını kısıtlar. Demirin vücutta yaklaşık üçte ikisi hemoglobinde bulunur ve kırmızı kan hücrelerindeki proteine bağlanarak dokulara oksijen taşır. Küçük oranlarda demir miyoglobinde bulunur ve kaslara oksijen taşınmasını temin eder. Düşük oranlarda da enzimlerde bulunur, bunlar da vücudun tüm işlevlevlerini sağlayan biyokimyasal reaksiyonlara yardım ederler.


Hayvansal gıda alınmadığında B12 vitamini eksikliğinin etkileri kolaylıkla oluşur. Özellikle tam vejetaryen anne çocuklarında doğumdan itibaren eksiklik belirtileri ortaya çıkar. Sinir sistemindeki liflerde hasar oluşur. Bu durum ciddi sorunlara, pernisiyöz anemi denilen bir kansızlığa yol açabilir. Folik asidin eksiklik belirtileri B12 vitamini eksikliğine oldukça benzer. İştahsızlık, kilo kaybı, dilde şişme ve kızarma, ishal, huzursuzluk, enfeksiyonlara yatkınlık ve kalp çarpıntısı gibi çeşitli belirtiler görülebilir.


4-Demir eksikliği,çinko eksikliği gibi durumlar çocuklarda nasıl kendisini hissettirir, hangi hastalıkların temelini oluşturur? Bunun oluşmaması için ne yapmak gerekir?
Demir eksikliğinin çocuklarda ve yetişkinlerde görülen en önemli sonucu kansızlıktır. Kansızlığa bağlı olarak deri ve diğer dokuların renginin solukluğu, saç dökülmesi, kaşıntı, saç ve tırnaklarda çatlamalar görülebilir. Ayrıca kanın oksijen taşıma yeteneğinin düşmesi sonucu halsizlik, yorgunluk, çarpıntı, yaraların zor iyileşmesi, dudak kenarlarında yaralar, yutma güçlüğü ve soğuğa tahammülsüzlük ortaya çıkabilir. İştahsızlık, huzursuzluk ve kilo kaybı özellikle bebeklik çağında en belirgin eksiklik bulgularıdır.
İnsan organizmasının büyüme ve farklılaşma gibi pek çok biyolojik sürecine katkı sağlayan çinkonun eksikliğinde çocuklarda bağışıklık sistemi yeterli derecede etkin olamadığı için vücudun bir çok organında ve işlevlerinde hastalıklar görülebilir. Büyüme ve gelişme geriliği oluşabilir. Ayrıca ergenlik çağında cinsel olgunluğa erişememe, enfeksiyonlara dayanıksızlık, iştahsızlık ve kilo alamama, öğrenme ve dikkat eksikliği, tat alma duyusunda bozukluk, akne, dermatit, saçlarda incelme ve dökülme gibi cilt sorunları yaşanabilir.
Bu minerallerin eksikliklerinin oluşmaması için dengeli ve düzenli beslenmek ve gerektiğinde dışarıdan düzenli bir şekilde alarak eksikliklerini tamamlamak gerekir.


5- Çocuklara iştah artırıcı, kan yapıcı ve enerji veren vitaminler nasıl kullanılmalıdır? Hangi noktalara dikkat etmek gerekir?
Tüm ilaçlarda olduğu gibi, vitamin ve mineral takviyelerinin kullanımında ve seçiminde dikkat edilmesi gerekli olan en önemli konu gereksiz kullanımları ve fazla alındığında oluşabilecek zararları önlemek açısından, doktor kontrolünde kullanılmalarıdır. Genellikle piyasada bu tür ürünler çeşitli vitamin ve minerallerin karışımı şeklinde bulunmalarından dolayı, çinko veya demir takviyesine ihtiyacı olan ancak vitamin desteği gerekmeyen çocuklarda, gereksiz veya fazla vitamin almanın doğuracağı yan etkileri önlemek açısından, sadece çinko veya demir içeren ürünleri kullanmak daha doğrudur. Yine aynı şekilde sadece vitamin desteği gereken durumlarda da diğer mineralleri de içeren ürünlerin kullanılmasına gerek yoktur. Özellikle çinko ve demir birbirine karşıt etki gösterdiğinden ikisinin birlikte kullanılmamasına yada aynı ürün içinde birlikte bulunmamasına dikkat edilmelidir.
Beslenme yetersizliği ve iştahsızlık gibi durumlarda çocuğun besinlerle aldığı tüm vitamin ve minerallerin alımında eksiklikler oluşacağından yada tüm bu ögelerin birlikte alımının gerektiği hastalık durumlarında bu vitamin ve mineralleri birlikte içeren ürünlerin kullanılması daha faydalı olacaktır. Çinko, demir ve vitamin ihtiyacının karşılanmasında, bu takviyelerin yapılacağı yaşa, hastalığın süresi ve çeşidine, kullanım amacına göre ürünün içeriğinin bu ihtiyaçları karşılayacak düzeyde olmasına ve verilme süresinin bu faktörlere göre belirlenmesinde fayda vardır. Bu şekilde fazla ya da eksik, yani gelişigüzel alımlarda çocuklarımızı korumuş oluruz.


6- İştahsızlık bebek ve çocuğun yaşam kalitesini ne yönde etkiler. Ebeveynler de bu olumsuzluklardan etkilenir mi?
İştahsızlık çocuğun yetersiz beslenmesine ve bunun sonucunda da vücudun sağlıklı ve tüm fonksiyonlarını yeterince yerine getirmesini sağlayan besin ögelerinin alımına engel olur. Hastalıklara yatkınlık artarken ayrıca büyüme-gelişme durur, kilo alımı ve boy uzaması yetersiz olur. Ayrıca iştahsız çocukları olan ailelerde, özellikle çocuklarla daha çok birlikte olan annelerde, sıklıkla bu ciddi sıkıntılı sürece bağlı anksiyete ve depresif ruh hali ortaya çıkmakta, bu da çocuğa yansıyarak bu sürecin daha sıkıntılı hale gelmesine neden olmaktadır.      


7- İştahsızlık sonucu gelişebilecek daha ciddi sağlık problemleri var mıdır? Varsa bunlar nelerdir?
Vücudun tüm işlevleri besinlerden aldığımız çeşitli maddeler kullanılarak yerine getirilir. Özellikle 0-2 yaş arasındaki iştahsızlık mutlaka nedeni tespit edilerek tedavi edilmesi gereken bir dönemdir. Çünkü 0-2 yaş arasında hayatın geri kalan döneminin temeli atılmaktadır. Bu dönemde vitamin, mineral, protein, karbonhidrat ve yağ gibi vücudun temel ihtiyaçlarındaki alımın eksik olması erişkin döneme negatif olarak yansır. Ayrıca ergenlik ğağındaki iştahsızlıklar çok ağır, hayatı tehdit eden anoreksi ve bulimnia gibi hastalıkların başlangıcı ya da belirtisi olabileceğinden çok dikkat edilmelid

11 Nisan 2012 Çarşamba

Bebek ve çocuklarda kusma


Değişik nedenlere bağlı olarak şeker metabolizmasında ortaya çıkan dengesizlikler çocuklarda yineleyen kusmalara yol açabilir. Asetonemik kusma denen bu krizleri önlemek için yağ alımını azaltmak ve önemli bir etken olan psikolojik nedenleri ortadan kaldırmak gerekir. Kusma mide içeriğinin, çoğunlukla kramp biçiminde mide kasılmalarıyla ağızdan boşaltılmasıdır. Kendi başına bir hastalık olmayıp çeşitli rahatsızlıkların bir belirtisidir. Bebeklik döneminden başlayarak oldukça sık görülen bir olaydır. Bütünüyle zararsız bir durum olabileceği gibi ağır bir hastalığın işareti de olabilir. Kusmayı değerlendirirken kusmanın biçimini, çocuğun yaşım ve çocukta kusmaya eşlik eden öbür belirtileri dikkate almak gerekir. Çocukta hemen her türlü enfeksiyon kusma tepkisine yol açabilir. Ayrıca ruhsal etkenler de kusmada rol oynayabilir. Ama inatçı kusmalara daha sık olarak merkez sinir sistemi, idrar yollan ve sindirim sistemi bozukluklarında rastlanır.

Bebekte kusma
Yenidoğanda yemek borusunun ya da onikiparmakbağırsağının doğuştan kapalı olması, mide kapısında (pilor) darlık, diyafram fıtığı gibi sindirim sistemiyle ilgili doğuştan oluşum bozuklukları ve doğumda beyin zedelenmesi ağır kusmalara yol açar. Doğum sırasında yutulan amniyon sıvısı ilk 24 saat içinde zararsız kusmalara neden olabilir. Yenidoğanda daha seyrek olarak böbreküstü bezi yetmezliğine ve idrar yolundaki oluşum bozukluklarına bağlı kusmalar da görülebilir. Bebeklerde özellikle sindirim sistemi enfeksiyonları en yaygın kusma nedenidir. Ama ayırıcı tamda kusmanın tipi göz önüne alınmalıdır. Buna göre bebek kusmaları birkaç gruba ayrılabilir:

Regürjitasyon: Regürjitasyonu gerçek kusmadan ayırt etmek gerekir. Bu durum beslenmeden sonra alman besinin bir bölümünün ağızdan geri gelmesi biçiminde ortaya çıkan zararsız kusmadır. Öncesinde bulantı olmaz ve gerçek kusmada olduğu gibi şiddetli mide kasılmalanyla ortaya çıkmaz.
Reflü: Yeni doğmuş bir bebekte bile reflü görülebilir. Yenidoğan döneminde morarma, nesfes alamama ve kusmalarla ortaya çıkar. Bebeklerde reflü, yemek borusuyla mide arasındaki kapakçık sisteminin olgunlaşmamasıyla ilgilidir. Eskiden bu hastalığa tanı koyulamadığı için bilinmiyordu ve farklı tedavilerle çocuk iyileştirilmeye çalışılıyordu. Bebeklerde reflünün en belirgin belirtisi kusmadır. Bu kusmalar genellikle durdurulamayan, sürekli, her yemekten sonra olan kusmalardır. Çocuktaki normal kusmalardan çok daha şiddetlidir. Bu hastaların birçoğu 1 yaş civarında kapakçık sisteminin olgunlaşmasıyla düzelir ama bir kısmı düzelmez ve ilaç tedavisine devam edilir.

Doğuştan mide kapısı darlığı: (konjenital pilor stenozu). Yaşamın 2. ve 3. haftalarında başlayan fışkırma biçimindeki kusmalarla kendini belli eden doğumsal bir hastalıktır.
Pilor spazmı. Bazı bebekler doğumdan başlayarak hırçın olur, çok ağlar, az uyur ve aşın hareketlidir. Böyle bebeklerde karın ağrılarına, belirli bir nedene bağlanamayan kusmalara ve ishallere sık rastlanır. Yaşamın ilk günlerinden başlayarak bazen fışkırma biçiminde ve inatçı olabilen kusmalar görülür. Pilor spazmı denen bu kusmalar, bebeğin susuz kalmasına ve kilo kaybma yol açmaz. Röntgen bulgularında bir anormallik yoktur. Pilor spazmında gevşetici ilaç tedavisi yapılır.

Bir yaşından sonraki çocuklarda kusma
Bunlar genellikle ruhsal etkenlere ve basit enfeksiyonlara bağlıdır. Okula yeni başlayan çocuklarda da sabahlan ruhsal kökenli kusmalar görülebilir. Karın ağnsı ve bulantının eşlik ettiği kusmalarda apandisit, bulantısız ve inatçı kusmalarda ise kafaiçinde yer kaplayan oluşumlar düşünülmelidir. Asetonemik kusma. Yüksek ateşle seyreden bir hastalığa, kısa bir süre aç kalmaya, şekeri az, yağı fazla bir beslenmeye, aşın güç harcamaya ve metabolizma dengesini kısa süreli bile olsa bozabilen ruhsal etkenlere bağlı olarak yineleyen kusmalar ortaya çıkabilir. Bu durum aseton krizleri ya da asetonemik kusma olarak tanınır. Birçok anne asetonemik kusma krizleriyle karşılaşmıştır. Deneyimli anneler bu kusmalann ağır bir hastalık belirtisi olmadığı, çocuğun içinde bulunduğu duruma bağlı olarak geçici bir rahatsızlıktan kaynaklandığı sonucuna vararak fazla telaşlanmaz. Gerçekten de çocuğun organizmasında genel bir bozulma görülmez ve bu çocuklann büyük bölümü hasta olarak kabul edilmez. Asetonemik kusma temel olarak şeker, yağ ve protein metabolizmasındaki dengesizliklerden kaynaklanır. Bu maddeler sindirim sürecinden geçerek bağırsak duvarını aşar, kana kanşarak vücudun kimyasal laboratuvan olan karaciğere ulaşır. Burada şeker, yağ ve proteinlerden ortak bir metabolizma ürünü olan aktif aseton ortaya çıkar. Aktif aseton şeker metabolizmasının son evresine katılarak yıkıma uğrar. Karaciğer vücudun enerji gereksinimini karşılamak için kimi zaman yağlan parçalamak zorunda kalır. Bu durumda açığa çıkan asetonun tümü şeker metabolizmasında kullanılarak yıkıma uğratılamaz ve artık aseton birikir. Artan aseton molekülleri keton cisimlerini oluşturacak biçimde bir araya gelir. İşte bu keton cisimleri kusmayı başlatan etkenlerdir. Karaciğerde biriken keton cisimleri kan dolaşımına, oradan da idrara geçer. Keton cisimlerinin yapısında bulunan aseton uçucu bir maddedir ve akciğerlerden solunum yoluyla dış ortama çıkar. Bu nedenle bu tip kusmalarda çocuğun idrarında keton cisimleri bulunur ve ağzı da aseton kokar. Kusmaya yüz kızarması ya da solukluğu, uyku hali ve ruhsal belirtiler eşlik edebilir. Çocuklukta dengesiz beslenmeye bağlı olarak kan şekerinin düşmesi gibi etkenlerle keton cisimlerinin üretiminde artış görülebilir. Ayrıca yüksek ateş ve aşın kas gerginliği gibi vücut enerji depolannı kullanmayı gerektiren durumlarda da kanda keton cisimleri birikerek kusmaya yol açabilir. nöbet genellikle çocuk 1-2 yaşındayken ortaya çıkar ve ergenlik döneminde kendiliğinden kaybolur. Bir, iki, hatta üç gün boyunca çocuk sürekli kusabilir. Artık kusacağı besin kalmayınca mukus, yeşil safra ve bazen kanlı mukus çıkarır. Hiçbir şey yiyemeyen çocuğun içeceği bir yudum su bile kusmayı uyarabilir. Su kaybına bağlı olarak dil ve dudaklar kurudur. Karın gergin ve ağnlıdır. İnatçı bir kabızlık görülür. Kusma nöbetinin sıklığında azalma olmazsa çocuğun durumu giderek kötüleşir. Nöbetler sırasında çocuk kesinlikle yatakta dinlenmeli ve ağır durumlarda damar içi sıvı uygulamasına geçilmeli, asidoza (kanda asitlik düzeyinin yükselmesi) yönelik tedavi başlatılmalıdır.
Çocuklardaki kusmalar nedenleri bakımından aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:
- Midenin aşırı dolmasına bağlı kusmalar.- Beslendikten hemen sonra yatırılması ve altının değiştirilmesi gibi işlemlere bağlı kusmalar.- Beslenme sırasında aşın hava yutulmasına bağlı kusmalar.- Kusmalı ishal, akut ishal, bağırsak tıkanması, pilor spazmı, apandisit ve sindirim sisteminde doğuştan oluşum bozuklukları gibi sindirim sistemi hastalıklarına bağlı kusmalar. - Menenjit, beyin apseleri ve beyin tümörleri gibi merkez sinir sistemi hastalıklarına bağlı kusmalar.- Sinirli çocuklarda görülen kusmalar.- Üst solunum yolları enfeksiyonlarına ve özellikle başlangıç evresinde olmak üzere başka enfeksiyonlara bağlı kusmalar.- Yinelenen (asetonemik) kusmalar.

Çocuklarda kusma olduğunda hangi durumlarda doktora gidilmelidir?
- Eğer kusma ile birlikte çocukta karın ağrısı, mide ağrısı varsa
- Çocukta sayıklama varsa
- Uykudan zor uyanıyorsa, sersemlemişse
- Kusmuğunda kan varsa
- Vücudu su kaybetmişse ( Vücudun su kaybettiğini alnamak için; tükrük salğısına bakılır, tükrük salgısı az ise su kaybetmiştir. Yine idrara az çıkıyorsa, idrarı çok sarı ve kokulu ise)
- Kusma çok şiddetli ise ve çocuk sık sık kusmuşsa
Yukarıdaki durumlarda çocuk derhal doktora götürülmelidir.

Çocukta kusma sonrası neler yapılabilir?
- çocuk kustuktan hemen sonra bir şeyler yedirmeyin, en az bir saat midesi boş kalmalı
- Bundan sonra bir çay bardağı veya yarım çay bardağı su verilir.
- Suyu çıkarmazsa yarım çay bardağı su tekrar verilir.
- Bundan sonra azar azar kraker, bisküvü, kek gibi yiyecekler verilir. Çocuk isterse çorba, komposto, meyve suyu verilebilir.
Ancak çocuk ilk etapta verilen suyu kusarsa başka bir şey verilmez. Yapılacak şey, Su verdikten 20 dk. sonra yarım çay bardağı değil bir yemek kaşığı vermektir. Kusma görülmediği taktirde meyve suyu, yağsız süt, çorba gibi sulu gıdalar verilir. Eğer yine kusarsa ilaç tedavisi gerektiği anlamına gelir.

Bebeklerdeki kusmaları hafifletmek için neler yapılabilir?
- Çocuğun çok hava yutmasını önleyin, bunun için biberonu yeterince eğik tutun, emzik kısmı hep dolu olsun ve hava şişenin dip tarafında kalsın. Emziğin deliği çok büyük olmasın. Biberonu 10-15 dakikada yavaş yavaş verin, arada durun.
- Biberondan sonra çocuğun gazını çıkartmasını bekleyin, kolunuzda sallamayın. Yatağına yatırırken ilk önce soluna sonra da sağına yatırın. Çocuğun dümdüz yatmaması için başının altına bir yastık koyun.
- Çocuğun altını emzirmeden sonra değil önce değiştirin.
- Bunlar etkili olmazsa mamayı koyulaştırın (çünkü besin ne kadar sulu olursa, o kadar çok hava yutulur. Fakat birçok annenin yaptığı gibi sütü değiştirmeyin. Kusmamaya neden olan sütün kalitesi değil koyuluğudur. Koyulaştırmak için; meme emen bebeğe emzirmeden önce bir kahve kaşığı konsantre süt verin, biberonla beslenen bebeğin mamasını koyulaştırın (koyulaştırılmış özal mamalar).

10 Nisan 2012 Salı

Çocuklarda karın ağrısı


Karın ağrısı çocuklarda en sık görülen, anne babayı endişelendiren yakınmalardan biridir. Ani başlangıçlı ( akut ) veya uzun süreli ( kronik ) olabilir. Genellikle masum nedenlere bağlıysa da, bazen de zaman kaybetmeden müdahale edilmesi gereken ciddi hastalıklarla ortaya çıkabilir.

Karın Ağrısına Sık Neden Olan Hastalıklar
Bebeklerde en sık karın ağrısı nedenleri:
  • Kolik (Gaz sancısı)
  • Gastroözofageal reflü hastalığı
  • Süt protein allerjisi
  • Bağırsak tıkanması ve düğümlenmesi
  • Karın içindeki organlara ait (karaciğer, safra kesesi, pankreas, ince ve kalın barsaklar, böbrekler gibi) yapısal ve iltihabi hastalıklar
Süt ve okul çocukluğu döneminde karın ağrısı nedenleri:
  • Sindirim ve beslenme bozuklukları
  • Kabızlık
  • İshal
  • Gastroözofageal reflü hastalığı
  • Gastrit
  • Ülser
  • Bazı besin allerjileri
  • Karın içindeki organlara ait iltihabi hastalıklar
  • İdrar yolu enfeksiyonu
  • Kurşun zehirlenmesi
  • Solunum yolu enfeksiyonları
  • Bağırsak tıkanması ve düğümlenmesi
  • Apandisit
Ergenlik döneminde karın ağrısı nedenleri 
  • Sindirim ve beslenme bozuklukları
  • Kabızlık
  • İshal
  • Gastrit
  • Ülser
  • Karın içindeki organlara ait iltihabi hastalıklar
  • İltihabi barsak hastalıkları
  • Apandisit
  • Jinekolojik nedenler
  • Testislere ait sorunlar
  • İlaç kullanımı
  • Psikolojik nedenler
  • Bazı kanser türleri
Gastrit: Karın üst bölgesinde ortaya çıkan ağrı vardır. Genellikle yemek yemekle azalır. Bulantı ve bazen de kusma eşlik edebilir. Üç ayı geçen ve başka neden saptanamayan ağrılarda mutlaka akla gelmelidir.
Ülser : Mide bölgesinde yanıcı bir ağrı olur. Yemek öncesi, sabah ve gece ağrı daha şiddetlidir. Kanlı gaita görülebilir. Ailede ülser öyküsünün oluşu tanıya yardımcıdır.
Akut Gastroenterit : Çocukta en sık karın ağrısı nedenlerinden biri rotavirüs gibi virüslerin veya bazı bakterilerin yol açtığı mide barsak enfeksiyonlarıdır. Karın ağrısıyla birlikte ishal, kusma, ateş görülür.
Apandisit : Çocukta önce göbek çevresinde başlayan karın ağrısı, saatler geçtikçe karnın sağ alt tarafına yerleşir. Çocuk bir şey yiyemez, kusmaya başlar. Yürüyemez, iki büklüm yatıp kalır.
Kabızlık: Çocuklarda sık görülen bir karın ağrısı nedenidir.
Gaz sancısı : Çocuk karında yer değiştiren keskin bir ağrı tarifler. Beraberinde kusma, ishal yoktur.
Gıda zehirlenmesi : Balık, tavuk, mayonez gibi şüpheli bir gıdanın alımından birkaç saat sonra karında kramp tarzı ağrılar, kusma, ardından da ishal başlar.
Barsak tıkanıklığı : Karın ağrısına yol açan acil durumlardan biridir. Şiddetli karın ağrısı, sarı- yeşil, safralı kusmalar olur. Çocuk gaz, gaita çıkaramaz.
Fonksiyonel karın ağrısı : Beraberinde ishal, kusma, kabızlık, kilo kaybı yoktur. Göbek çevresinde hafif bir ağrı tarifler. Tam nedeni bilinmemektedir. Çocuğa endişe veren, ilgi görmek istediği durumlarda ortaya çıkabilir.
İdrar Yolu Enfeksiyonu : Karnın alt tarafında ağrı, idrar yaparken acıma, sık idrara çıkma, ateş gibi bulgular görülür.
Hepatit : Karaciğer iltihabına genellikle virüsler neden olur. Çocukta halsizlik, bulantı, kusma, karnın sağ üst bölgesinde ağrı, sarılık görülür.
Jinekolojik nedenler : Genç kızlarda adet sancısı da sık görülen bir karın ağrısı nedenidir.

Karın Ağrısı Olan Çocuğa Yaklaşım
  • Kendini iyi hissettiği pozisyonda yatıp dinlenmesine izin verin.
  • Yedirmeye çalışmayın. Eğer alabiliyorsa, az az sıvı almasını sağlayın.
  • Doktorunuza danışmadan herhangi bir ilaç vermeyin.
  • Doktora gitmeden karın ağrısıyla birlikte olan bulguları ( ishal, kabızlık, ateş …gibi), ağrının yerini, azaltan veya arttıran faktörleri not ederseniz tanı konmasına yardımcı olacağınızı unutmayın.
  • Fonksiyonel karın ağrısında da çocuğun rol yapmadığını, gerçekten ağrı hissettiğini bilin ve onu suçlamayın.

Karın Ağrısında Ne Zaman Doktora Başvurmak Gerekir?
  • Eğer karın ağrısı 12-24 saatte geçmiyorsa veya sık sık tekrarlıyorsa
  • Karın ağrısı, göbek çevresi dışında başka bir bölgedeyse ( Özellikle karnın sağ alt tarafında olan karın ağrılarında apandisit olasılığını göz ardı etmemek gerekir !)
  • Çocuğun genel durumu kötü görünüyorsa ( Anne baba kendi hislerine güvenip hareket etmeliler, kimse çocuğunuzu sizin kadar iyi tanıyamaz )
  • Uzamış kusma varsa ( 12-24 saati geçen kusmalar )
  • Sarı- yeşil, safralı kusmalar varsa
  • Kanlı kusma varsa
  • Kanlı ishal varsa
  • İdrar yapmada ağrı, sık idrara çıkma varsa çocuk doktoruna başvurmalısınız.

Doktor Ne Yapar?
Doktor çocuğu ayrıntılı bir muayeneden geçirir. Bazen muayene bulguları ve sizin verdiğiniz bilgiler tanıya ulaşmada yeterli olur. Bazen de karın filmi, ultrason, gaita incelemesi, idrar testi, bazı kan testlerinin görülmesi gerekebilir. Eğer, ilk muayenede karın bulguları belirgin değilse, doktor çocuğu takibe alıp birkaç saat içinde muayenesini tekrarlamak isteyebilir.
Testlerde (kan, idrar, ultrason gibi) herhengi bir neden saptanamayan üç ayı geçen kronik karın ağrıları durumunda, ani başlayan, şiddetli, tetkiklerinde neden saptanamayan ve cerrahi hastalık ekarte edilen hastalarda mutlaka bir çocuk gastroenteroloji uzmanı tarafında hasta görülüp endoskopi yapılmalı ve sonuca göre tedavi başlanmaklıdır.
Bazen cerrahi bir nedenden şüphelenirse, hatayı bir çocuk cerrahının görmesi gerekir.

Ağrı Kesici Vermeyin!
Çocuğun eğer karnı ağrıyorsa yapılması gereken en önemli şey ağrı kesici vermemektir. Çünkü karnı ağrıyor diye ağrı kesici verilirse durum maskelenmiş olur ve tanıda geç kalınmış olur. Bu hata ne yazık ki sık sık yapılmaktadır. Tanıda olabilecek bir gecikme tedavisi çok zor olan çok ciddi durumlar yaratabilir. Her türlü bağırsak tıkanıklığı, karın şişliği, kusma ve kaka yapamama gibi bulguların yanında çocuğun ayrıca karın ağrısı yakınması da olabilir. Bağırsak düğümlenmesi gibi durumlarda da bir an evvel ameliyatla durumun düzeltilmesi gerekir. Geç kalınırsa bağırsaklarda gangren, delinme ve peritonit gibi daha ciddi durumlar ortaya çıkmaktadır.
Boğulmuş kasık fıtıklarında da karın ağrısı olabilir. Kasık fıtığı ihmal edilmeden bir an evvel ameliyat edilmelidir. Aksi takdirde fıtık boğulur ve karın ağrısına neden olabilir. Fıtığın belirtisi kasıkta şişmedir. Tek başına olan fıtık bazen ağrı yapabilir ancak bu ağrı daha çok kasık bölgesindedir. Karın ağrısı yine testislerin kendi etrafında dönmesi olarak tanımlanan torsiyon dediğimiz durumlarla da olabilir. Bu testisler eğer inmemiş ise, karın içindeyse kısırlık olabileceğinden indirmek gerekir. Ayrıca karında kitle yapan durumlarda ve karın içi organlara bası durumlarında da karın ağrısı ek bir bulgu olarak kendini gösterebilir.

9 Nisan 2012 Pazartesi

Çocuklarda çölyak hastalığı

Çölyak hastalığı nedir?
Çölyak Hastalığı ince bağırsağın, GLUTEN adlı proteine karşı ömür boyu süren ve kronikleşen alerjisi, hassasiyetidir. Buğday, Arpa, Çavdar ve Yulaf gibi tahıllar GLUTEN içerir. Alınan gıda, ince bağırsakta bileşenlerine ayrıştırılıp bağırsak mukozası üzerinden kana karışır. Vücudumuzun yeterince gıda alabilmesi, ince bağırsakta çok sayıda bulunan ve VİLLUS çıkıntıları olarak adlandırılan kıvrımlar tarafından sağlanır. Çölyak Hastaları glutenli yiyecekler tükettiklerinde bağırsak mukozasında alerji nedeniyle villus çıkıntıları ve kıvrımları tahrip olarak azalır ve küçülürler. Böylece bağırsak yüzölçümü gittikçe azalır ve alınan gıdalar emilemez hale gelir. Sonuçta beslenme yetersizliği, arkasından da hastalık belirtileri ortaya çıkar.
 

Belirtileri
-Karın Bölgesinde öne doğru şişkinlik
-Yaşa göre kilo azlığı
-Kas zayıflığı
-Kansızlık
-Dışkıda anormallik, büyük tuvalet ihtiyacı artması
-Kusma
-Bezginlik
-İştahsızlık
-Büyüme geriliği
-Ağız içinde oluşan aftlar
-İştahsızlık, gaz şikayetleri
-Eklem ve kemik ağrıları
-Sinirlilik
-Ciltte kaşıntılı döküntüler

Çölyak hastalığı ile ilişkili hastalıklar
Atrofik gastrit
Addison hastalığı

Alopecia
Kolit (özellikle mikroskopik / lenfositik kolit)
Konjenital kalp kusurları
Dermatit herpetiformis
Down sendromu
Hypo-splenia
IgA nefropati I
nfertilite ve düşük nüks
Karaciğer enzim bozukluğu
Nörolojik hastalıklar (nöropati, ataksi, hafıza bozukluğu, migren, epilepsi, ya da kas sertliği dahil)
Primer biliyer siroz
Sedef hastalığı
Sarkoidoz
Serum IgA eksikliği
Sjogren sendromu
Tiroid hastalığı (otoimmun hipo-veya hiper-thyroidism)
Turner sendromu
Tip 1 diyabet
Vaskülit Williams sendromu
Bağırsak kanseri ve Lenfoma gibi hastalıklar
 
Normal endoskopi ve patoloji (üstte) / Çölyaklı hastanın endoskopisi ve patolojisi (altta)
Tanı yöntemleri
Çölyak hastalığının insan sağlığı üzerinde önem taşıyan birçok değişimlere neden olmasından dolayı doğru teşhisi önemlidir. Çölyak hastalığı her yaşta teşhis edilebilmektedir. Çoğunlukla belirtiler ilişkili bir başka hastalığı da düşündürmektedir. Erken osteoproz, kansızlık, teşhis edilmemiş Laktoz alerjisi gibi. Kan testleri ve sonrasında ince bağırsak biyopsisi ile kesin tanı konulmaktadır.
Çölyak Hastalığı Alerji Testleri, Rezonans ve Homeopati v.b yöntemlerle teşhis edilemez.
 
Tedavi
Çölyak hastalığının tek tedavisi GLUTENSİZ sıkı bir diyettir. Diyetin sıkı bir şekilde uygulanması ile düzleşen ince bağırsak yüzeyi normal şeklini ve işlevini tekrar kazanmaktadır. Çok az miktarda alınan gluten bağısaklardaki tahribatın tekrarlamasına neden olur.
Glutensiz sıkı bir diyetin uygulanması süesince Çölyak hastasının genellikle bir şikayeti olmaz. Beslenme tarzının değiştirilmesinin ardından genelde kısa b ir süre içerisinde şikayetler belirgin şekilde azalır. Şikayetlerin tamamen kaybolma süresi ince bağırsaktaki tahribat derecesi, hastanın yaşı, ve diğer faktörlere göre değişkenlik gösterebilir.
Gluten içeren gıdalardan kaynaklanan, hissedilebilir şikayetler çoğunlukla uzun süreler sonrası hatta bazen yıllar sonra kendini gösterir. Diyetin bozulması ya da terk edilmesi tedavi edilmesi çok daha zor olan ağır hastalıklara neden olabilir.
Diyetin uygulanmasında yapılan ihlal ya da ihmallere rağmen hasta tarafından hissedilebilir şikayetlerin oluşmaması, asla glutensiz diyetten vazgeçilmesi anlamına gelmez.
 

Kesinlikle yasak gıdalar
Buğday, arpa , çavdar ve yulaf katkılı her türlü ürün (Un, bulgur, irmik, makarna, şehriye, kuskus kepek gibi). Galeta ununa, una batırılarak kızartılmış tavuk balık gibi et ürünleri. Malt kullanılan içecekler, bira votka cin v.b. Hazır çorbalar, pilav, köfte, pane harçları. Gluten içeren çikolata ve sakızlar.

Gluten içermeyen güvenli gıdalar 
Mısır, Pirinç, Patates, Kestane unu, Nohut unu, Soya unu, üzüm çekirdeği unu, tapioka, Yumurta, Reçel, Bal, Baharat ve bitki içermeyen sirke çeşitleri, meyve sirkesi, Balık, balık konserveleri (Una batırılmamış baharatlanmamış taze veya dondurulmuş balık. Kendi suyunda ya da yağında balık konserveleri, midye karides yengeç v.b (Una batırılmamış, daha önce unlu gıdalar kızartılmış yağda kızartılmamış). Domates ve tuz içeren salça. Tüm işlenmemiş, kabuklu kuru yemiş türleri yer fıstığı ay çekirdeği kabak çekirdeği badem (Paketlenenler ve işlenmiş olan,tuzlanan kuruyemişler gluten içermektedir). Kümes hayvanları etleri, sığır dana kuzu etleri (Una batırılmamış ve baharatlanmamış olmalıdır). Tüm Sebze çeşitleri. Tüm Meyve çeşitleri. Bakliyatların tüm çeşitleri. Kuru fasulye,mercimek, nohut, kırmızı ve yeşil mercimek, barbunya, soya fasulyesi, börülce gibi. Tüm katı ve sıvı yağ çeşitleri, Tüm şeker çeşitleri (Toz şeker, pudra şekeri, kahverengi şeker).

Çölyak hastalığının uzun vadedeki riskleri
Çölyak hastalığının uzun dönem sonuçları kötü beslenme ve besin emiliminin bozukluğu ile ilgilidir. Tedavi edilmemiş çölyak hastalığı kronik kötü sağlık, osteoporoz, kısırlık, düşük, depresyon gibi rahatsızlıklara yol açabilir. Ayrıca ince bağırsak kanseri ve lenfoma gibi rahatsızlıkların ortaya çıkma riski artar. Çocuklarda, boy kısalığı ve davranışsal sorunlar, gelişim eksikliğine neden olabilir.

Çocuklarda gastrit ve ülser

Ülser
Peptik ülser mide veya duodenumun (oniki parmak barsağı) iç yüzeyini döşeyen mukoza adı verilen dokunun bütünlüğünün çeşitli etkenlerle bozulması sonrasında ortaya çıkar. Yapılan çalışmalar erişkinlerin % 10’unda tüm yaşamları boyunca en az bir kez peptik ülser görüldüğünü göstermiştir. Genel bir inanışa göre çocuklarda ülserin pek sık olmadığı düşünülür. Hatta bazı hekimler bile “hadi canım çocukta da ülser mi olurmuş!” diyebilmektedir. Ancak, son 15 yılda tüm Dünya’da çocuk gastroenterolojisinin gelişmesi ve sindirim sisteminin içinin ayrıntılı olarak görülebilmesini sağlayan endoskop adını verdiğimiz aletlerin daha yaygın olarak kullanılması ile günümüzde çocuklara da peptik ülser ve gastrit (mide dokusu iltihabı) tanısı, erişkinlerdeki kadar olmasa da, sıklıkla konulabilmektedir.

Çocuklarda peptik ülser doğumdan itibaren her yaşta görülebilir. Stress yaratan durumlar, ağır hastalık hali, beyin ameliyatları, ağır yanıklar, aspirin ve benzeri antiromatizmal ilaçların uzun süre kullanımı ülser gelişimine katkıda bulunabilir. Ayrıca kalıtımın önemli rolü olduğu ve ülserli çocukların yakın akrabalarında da % 65’e varabilen oranlarda ülser sıklığı bildirilmektedir. Kan grubu 0 olanlarda da ülser sıklığı % 30 oranında artmış olarak bulunmuştur. Tek yumurta ikizlerinde de ülser sıklığının arttığı gösterilmiştir.

1983 yılında Warren ve Marshall isimli Avustralya’lı iki hekim peptik ülserli erişkin hastaların midelerinden alınan biyopsilerde sonradan “Helicobacter pylori” adı verilen bir bakterinin varlığını göstermişlerdir. Helicobacter pylori’nin çeşitli yollardan asit ve pepsinojen (proteinleri sindiren enzim) salgısını arttırdığı ve önce gastrit, daha sonraki dönemde de duodenumda ülser oluşturduğu yapılan çok sayıda çalışma sonrasında anlaşılmıştır. Önceki yıllarda “no acid, no peptic ulcus” (asit olmazsa peptik ülser olmaz) deyişi hekimler arasında yaygın olarak kabul görmekte iken günümüzde “no Helicobacter, no ulcer” (Helicobacter olmazsa peptik ülser olmaz) şekline dönüşmüştür.
1986 yılından bu yana karın ağrısı, kusma ve sindirim sistemi kanaması ile hekime başvuran çocukların midesinde de Helicobacter pylori varlığı gösterilmiştir. Bugün artık Dünya’nın birçok ülkesindeki hekimler tarafından erişkin ve çocuklarda görülen gastrit ve peptik ülserin en önemli etkeninin Helicobacter pylori olduğu bilinmekte ve peptik ülserlilerin midesinde Helicobacter pylori % 95-100’e varan sıklıkta tespit edilmektedir. Helicobacter pylori’nin gelişmekte olan ülkelerde yaşayan insanların midesinde gelişmiş ülkelerdekinden çok daha fazla oranda bulunduğu da son yıllarda kesin olarak anlaşılmıştır. Gelişmiş ülkelerde 10 yaş altındaki sağlıklı çocuklarda Helicobacter pylori enfeksiyonu nadiren görülmektedir. Halbuki Ülkemizde yapılan çalışmalar sonucunda sindirim sistemi yakınması olmayan çocukların % 20-50’sinde bu bakterinin varlığı gösterilmiştir.

Helicobacter pylori’nin insandan insana nasıl bulaştığı henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Ancak ağız yoluyla bulaşabildiği düşünülmektedir. Bakterinin dışkıyla suya karışabildiği ve suda uzun süre canlı kalabildiği gösterilmiştir. Bazı ülkelerde, bulaşıcı sarılıkta olduğu şekilde, suyla salgın oluşabildiği yazılmıştır. Helicobacter pylori saptanan çocukların anne, baba ve kardeşlerinde de bakterinin bulunma sıklığı artmaktadır. Belki de bu nedenle bazı ailelerde ülser daha sık görülmektedir.

Peptik ülser veya gastritli çocuklar çeşitli yakınmalarla hekimin karşısına çıkabilirler. Bunların başında karın ağrısı gelir. Bu karın ağrısı göbek çevresinde veya daha yukardadır. Özellikle gece veya sabah erken saatlerde uyandıran ve yemekle azalan ağrı ülser için tipiktir. Yemekle artan ağrı ise gastriti düşündürebilir. Aslında karın ağrısı çocukluk çağında oldukça sık görülen bir yakınma olup hekime başvuruların önemli bir bölümünü oluşturur. Ancak klasik tanı yöntemleri ile olguların büyük kısmında belirgin bir neden bulunamaz. 1957 yılında Apley isimli bir ingiliz araştırıcı tarafından yapılan bir çalışmada karın ağrısı ile başvuran 1000 okul çocuğundan sadece % 10 kadarında bir neden tespit edilebilmiş ve geri kalanların “psikolojik” olabileceği kanısına varılmıştır. Ancak günümüzde tanı yöntemlerinin geliştirilmesi sonrasında bu “psikolojik faktörlerin” giderek azaldığı görülmektedir.
Peptik ülser veya gastritli çocuklar sindirim sistemi kanaması ile de hekime başvurabilirler. Bu çocuklara en erken dönemde endoskopi yapılarak kanama yeri ve nedeni gözle görülerek tespit edilebilmekte ve böylece etkin bir tedavi düzenlenebilmektedir. Gastrit veya peptik ülser ayrıca çocuklarda “gizli kanamaya” yol açarak kansızlık nedeni de olabilir.


Eğer peptik ülser tanısı zamanında konamazsa, yukarda da yazıldığı şekilde, gizli veya aşikar kanamaya, mide çıkışında darlığa veya mide veya onikiparmak barsağında delinmeye yol açabilir. Bu durum ilaçla tedavisi yapılabilecek bir hastalığın gecikme nedeni ile cerrahi girişim gerektirmesi sonucunu doğurur. Peptik ülser ve gastrit tanısında radyolojik yöntemler artık eskisi kadar sık olarak kullanılmamaktadır, çünkü % 50-60 oranında yalancı pozitiflik veya yalancı negatiflik gibi yanılgılara yol açabilmektedir. Günümüzde karın ağrısı veya sindirim sistemi kanaması ile başvuran çocuklarda tanı amacıyla en yaygın olarak kullanılması gereken yöntem endoskopidir. Yeterli dozda verilen sakinleştirici bir ilaç sonrasında ve deneyimli ellerde yan etkisi yok denecek kadar azdır.Ayrıca endoskopi sırasında alınan biyopsiler yardımıyla, eğer varsa, midede gastrit ve Helicobacter pylori varlığı da gösterilebilir.

Günümüzde peptik ülser tedavisi yeni keşfedilen asit salgısını azaltan, nötralize eden veya mukozayı koruyan ilaçlar sayesinde çok kolaylaşmıştır. Ancak başlangıçta iyileşme olsa da ülserin tekrarlama şansı vardır. Çocuklarda ve adolesanlarda tedavi edilen ülserlerin yaklaşık yarısı ilk bir yıl içinde nüks etmektedir. Bu durum özellikle Helicobacter pylori enfeksiyonunun eşlik ettiği olgularda daha sık görülür. Günümüzde Helicobacter pylori enfeksiyonu çeşitli antibiyotiklerin kombinasyonu ile % 90'ında tamamen tedavi edilebilmektedir. Gastrit veya peptik ülser tedavisinde sindirim sistemi kanaması veya delinmesi söz konusu olmadıkça yatak istirahati önerilmemektedir. Ancak dokuya doğrudan zarar veren aspirin ve benzeri ilaçların kullanımı yanında çay, kahve, biberli ve baharatlı yiyecekler ile kola gibi karbonatlı içeecekler de asit salgısını arttırdıkları için yasaklanır. Peptik ülserli gençlerde alkol ve sigara kullanımının da engellenmesi gerekir. Eskiden çok sık kullanılan sütün içerdiği fazla miktardaki kalsiyum ve protein nedeniyle asit salgısının arttırdığı anlaşılmıştır. Bu yüzden “süt diyeti” günümüz modern hekimliğinde artık kullanılmamaktadır.

Sonuç olarak artık gastrit ve peptik ülserin çocukluk çağında da oldukça sık görülebildiği ve Helicobacter pylori adı verilen bakteri enfeksiyonunun da buna eşlik ettiği iyi bilinmektedir. Kusma, tekrarlayan ve özellikle gece uykudan uyandıran karın ağrısı olan, sindirim sistemi kanaması geçiren veya kansızlığı olan çocukların gastrit veya peptik ülser açısından araştırılmak amacıyla mutlaka en kısa zamanda bir pediatrik gastroenteroloji merkezine götürülmesi gerekmektedir. Deneyimli bir pediatrik gastroenterolog tarafından çok kısa sürede yapılacak olan endoskopik inceleme sonrasında bu yakınmaların nedeni kolayca anlaşılabilecek ve tedavisi mümkün olabilecektir.ı geçen oranlarda tedavi edilebilmektedir. Böylece peptik ülserin nüksü ve kanama, darlık gelişimi ve delinme gibi nedenlerle ameliyat edilen olgu sayısı da oldukça önemli oranda azaltılabilmektedir.

8 Nisan 2012 Pazar

Bebeklerde ve çocuklarda reflü

Mide içeriğinin istemsiz olarak geri kaçması sonucu ortaya çıkan reflü sanıldığı gibi sadece yetişkinlerde görülen bir hastalık değildir. Çocuklarda da çok sık görülen bir hastalık olup doğuştan ve sonradan olmak üzere iki çeşit reflü gelişebilir.

BEBEKLERDE REFLÜ
Yeni doğmuş bir bebekte bile reflü görülebilir. Yenidoğan döneminde morarma, nesfes alamama ve kusmalarla ortaya çıkar. Bebeklerde reflü, yemek borusuyla mide arasındaki kapakçık sisteminin olgunlaşmamasıyla ilgilidir. Eskiden bu hastalığa tanı koyulamadığı için bilinmiyordu ve farklı tedavilerle çocuk iyileştirilmeye çalışılıyordu. Bebeklerde reflünün en belirgin belirtisi kusmadır. Bu kusmalar genellikle durdurulamayan, sürekli, her yemekten sonra olan kusmalardır. Çocuktaki normal kusmalardan çok daha şiddetlidir. Bu hastaların birçoğu 1 yaş civarında kapakçık sisteminin olgunlaşmasıyla düzelir ama bir kısmı düzelmez ve ilaç tedavisine devam edilir. Az sayıda da olsa düzelme olmayan hastalarda cerrahi tedavi yoluna gidilir.
Çocuklarda doğuştan olmayan reflü genellikle 6-7 yaşlarında ortaya çıkar, özellikle beslenme biçimi bu durumdan çok fazla sorumludur. Eğer büyük çocuklarda reflü tanısı koyulduysa ilaç tedavisi yanında öncelikle yediği içtiği düzenlenmelidir.

ÖKSÜRÜK DE REFLÜ BELİRTİSİ
ÇOCUKLARDA REFLÜ
Reflü, pek çok farklı belirti ile kendini gösterebiliyor veya diğer organları de etkilediği için farklı hastalıklarla karıştırılabiliyor:
Tekrarlayan orta kulak iltihabı, tekrarlayan sinüzit, tekrarlayan üst solunum yolu iltihapları, geçmeyen ses kısıklıkları, astım türü rahatsızlıklar, tekrarlayan hırıltılar ve sürekli öksürüğü olan hastalar antibiyotik tedavisi veya alerji tedavisi ile iyileşmezse böyle durumlarda reflüyü de düşünmek gerekir. Sindirim sistemi sorunlarında pek atlanmıyor ama solunum sistemi belirtilerinde reflü atlanıyor. Genel pediatri ve alerji hekimleri bu durumlarda hastayı bize yönlendiriyor. Ortalama 3-6 aylık reflü tedavisiyle bu hastaların bütün şikayetleri geçiyor. Burada hekimin yönlendirmesi de çok önemli.

TEŞHİS VE TEDAVİ YÖNTEMLERİ
REFLÜReflüyü anlamak için 24 saatlik pH monitorizasyonu (pHmetre) adı verilen yöntemi uyguluyoruz.  Bunun yanında tanıyı kesinleştirmek ve reflünün yemek borusu ve yutağa verdiği zararları görmek için bazı hastalarda endoskopi de gerekebiliyor. Ucunda duyarlı bir algılayıcı sensör öbür ucunda kayıt yapan bir mekanizmanın olduğu pHmetre cihazıyla 24 saat hasta izlenebiliyor ve mideden yukarı oluşan kaçaklar kaydediliyor. Bu kayıtları daha sonra bilgisayarla analiz ederek asit kaçağı varsa reflü tanısını kesin olarak koyup ona göre ilaç tedavisi uyguluyoruz. Tanı koyduktan sonra en az 3 ay olmak üzere ilaç tedavisi yapıyoruz. Hasta ilaca cevap vermezse o zaman reflü ameliyatı için çocuk cerrahisine gönderiyoruz. Ameliyatla çalışmayan alt kapakçığın tamiri yapılıyor. Şu anda bu teşhis ve tedavi yöntemleri ile reflü vakalarının yüzde 1’i bile cerrahiye ihtiyaç duymuyor.

Reflüsü olan çocuklara öneriler
- Asitli içecekler içmesinler
- Katkılı maddeli yiyecek ve içeceklerden (cips, boyalı şekerler, katkılı yoğurtlar)
kaçınsınlar
- Yatmadan önce yemek yemesinler
- Çok yağlı yiyecekler, aşırı miktarda çikolata yemesinler

Reflünün neden olduğu hastalıklar
- Yemek borusunda hasar, küçük yaralar oluşması
- Yemek borusunda darlık ve yapışıklıklar
- Larenjit
- Sık tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları
- Tekrarlayan otit (orta kulak iltihabı) ve sinüzit
- Tekrarlayan zatürre ve astım atakları
- Kansızlık