Yaz tatilinde çocuk beslenmesi

Yazın çocuklarımızı nasıl beslemeliyiz? Tatilde çocuk beslenmesinin püf noktaları...

Çocuklarda endoskopi

Çocuklarda üst endoskopi (gastroskopi) nedir, nasıl yapılır?

Çocuklarda kolonoskopi

Çocuklarda alt endoskopi (kolonoskopi) nedir, nasıl yapılır?

Bebek ve çocuklarda reflü

Bebek ve çocuklarda reflü nasıl anlaşılır, tanısı nasıl koyulur ve nasıl tedavi edilir?

Çocuklarda karın ağrısı

Çocuklarda karın ağrısı nedenleri nelerdir? Tanı, tedavi ve izlemde yapılması gerekenler...

Çocuklarda iştahsızlık

Çocuklardaki iştahızlığın nedenleri, sonuçları, tedavisi, anne ve babalara uyarılar

Çocuklarda obezite

Son yıllarda çığ gibi artan çocuk obezitesinin tehlikeleri ve yapılması gerekenler

48. Türk Pediatri Kongresi ve International Association for Adolescent Health 17th European Meeting

15-19 Mayıs 2012 - World of Sunrise - Starlight Kongre Merkezi, Side/Antalya

9. Ulusal Çocuk Gastroenteroloji Hepatoloji ve Beslenme Kongresi

18 - 21 Ekim 2012 - The Marmara Oteli, Antalya

 

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Çocuklarda obezite

Çocuklarda obezitenin en belirgin 2 nedeni, beslenme bozukluğu ve hareketsizlik. Diğer nedenlere kıyasla daha az da olsa genetik faktörler de çocuklarda obezitede rol oynuyor. Dünyayla birlikte Türkiye’de de özellikle son 10 yılda çocuklarda obezite görülme sıklığı arttı. Beslenme alışkanlıklarındaki ve sosyal yaşamdaki ciddi değişimler bu artışın en önemli nedeni. Annelerin eskiye oranla daha çok çalışıyor olması, evde yemek yeme alışkanlıklarımızın azalmasına ve fast-food tüketiminin artmasına yol açtı.
“Obeziteyi çocuk hekimleri tespit etmeli”
Hekimler olarak obeziteyi genelde atlıyoruz. Hasta bize hangi hastalıkla gelirse gelsin, muayene sırasında mutlaka boyuna ve kilosuna bakmalıyız. Eğer obezite söz konusu ise bu konuda aileleri bilgilendirmeliyiz. Hastanın şikayeti dışında da obezitenin taranması hekimin toplumsal görevidir.
Obezite ciddi kalp damar hastalıklarına davetiye çıkarır. Diyabete, metabolik sendrom dediğimiz insülin direncine, karaciğer yağlanmasına neden olabilir. Karaciğer yağlanması en ciddi sorunlardan biridir, çünkü hastalık tedavi edilmediğinde siroza dönüşür ve ciddi ölüm riski taşır.
Obezitenin çocuk yaşta farkedilmesi ve tedavi edilmesi sonraki yaşlardaki rahatsızlıkların da önüne geçilmesini sağlar. Doğru beslenme ve düzenli spor konusunda küçük yaşlarda yapılan bilinçlendirme geleceğe yatırımdır.
“Anne baba önce kendi beslenme alışkanlıklarını değiştirmeli”
Tedavi sürecinde yeme alışkanlıkları, uyku düzeni, fiziksel aktiviteler ve boş zamanlarını nasıl değerlendirdiği konularında çocuğun ve ailenin alışkanlıklarını detaylı bir şekilde değerlendirmöek gerekir. Ne kadar doğru alışkanlık kazandırılmaya çalışılsa da çocuk her konuda anne babayı taklit eder. Ailenin yapacağı en önemli şey çocuğa örnek olmasıdır.
Çocukla iletişim kurarken ‘sen hastasın, bu yüzden diyet yapman gerekiyor’ yaklaşımı bizi başarısızlığa hatta telafisi olmayan bozukluklara sürükler. Onun yerine ‘senin şimdiden sağlıklı beslenmeyi öğrenmen gerekiyor ki hayat boyu sağlıklı yaşayabilesin’ yaklaşımını benimsemek gerekiyor. Çocuğun üzerinde beslenme baskısı kurmak iyi sonuç getirmez. Hiçbir şeyi yasaklamamalı ama çocuğu ona zararlı olan yiyeceklerin tatlarından uzaklaştırmalı, tüketmesi ertelenmeli. Birden fazla sağlıklı alternatif sunarak seçim yapma şansı vermeli. Bu kolay ve kısa bir süreç değil. Bunu kısa süreli bir diyet olarak değil, yaşam boyu sürecek bir sağlıklı beslenme alışkanlığı görmeli.
“Sınav kötü beslenmeye bahane olmasın”
Sınav stresi çok erken yaşlara indi. Çocuklar streste oldukları için doğru beslenmeyi sınavdan sonrasına erteliyor, sürekli ders çalışma zorunluluğundan ötürü eve hapsoluyor, dışarı çıkıp fiziksel aktivitelerde bulunmak vakit kaybı olarak görülüyor. Oysa fiziksel aktivite ve sağlıklı beslenme zihinsel aktiviteyi besler.

25 Mayıs 2012 Cuma

Çocuklarda karaciğer büyümesi

Karaciğer Büyümesi (Hepatomegali); Yeni doğan döneminden yaşlılık dönemine kadar her yaşta görülebilen bir bulgudur. Doğrudan karaciğere ait nedenlerle ya da pek çok sistemik hastalıkla birlikte ortaya çıkabilir.

Karaciğer Büyümesi Nedenleri:
1. Karaciğerdeki hücrelerin çoğalma ya da büyümeleri:
a. Depolanmalar:
  • Yağ depolanması (karaciğer yağlanması): beslenme bozukluğu, obezite, damar yoluyla beslenme, diyabet, metabolik karaciğer hastalıkları, kistik fibrozis, Reye sendromu gibi.
  • Lipid depolanması (Lipid depo hastalıkları): Gaucher Hastalığı, Nieman Pick Hastalığı, Wolman Hastalığı gibi.
  • Glikojen depolanması: Glikojen depo hastalıkları
  • Diğer: Wilson Hastalığı (bakır depolanması), hemokromatozis (demir depolonması), amiloidoz (amiloid depolanması), alfa 1 antitripsin eksikliği, siroz
b. Enfeksiyonlar:
  • Viral hepatitler (Bulaşıcı sarılıklar); hepatit A, hepatit B, hepatit C
  • Bakteriyel enfeksiyonlar; sepsis, karaciğer apsesi, kolanjit
  • Paraziter enfeksiyonlar; kist hidatik, amip apsesi
  • Toksik nedenler; İlaçlar, zehirler
c. Otoimmün hastalıklar (bağışıklık sistemi bozuklukları): otoimmün hepatit, sklerozan kolanjit, lupus, sarkoidoz gibi.
d. Tümörler: iyi huylu tümörler, kistler, kötü huylu tümörler, metastazlar
2. Damarsal alanın genişlemesi:
a. Karaciğer içi: Veno oklusiv hastalık (damar tıkanıklığı)
b. Karaciğer dışı: Kalp yetmezliği, perikard (kalp zarı) tamponadı, konstriktif perikardit (kalp zarı iltihabı), Budd Chiari Sendromu
3. Safra yollarında genişleme: Doğuştan hepatik fibrozis, Karoli Hastalığı.
Büyümeye neden olan hastalık karaciğer dışı bir durumsa, onun tedavi edilmesiyle karaciğer normal boyutuna gerileyebilir. Doğrudan karaciğere ait hastalıklarda da, tanı konulduktan sonra uygulanacak tedavilerle gerileme sağlanabilir. Karaciğer boyutlarının izlenmesi, hastalığın seyri ve tedaviye verdiği yanıtı değerlendirmek açısından da önemlidir.
Büyümüş karaciğerde ağrı da varsa bulaşıcı viral hepatitler, hızlı gelişen kalp yetmezliği ve karaciğer apsesi öncelikle düşünülmelidir.

Teşhis:
Karın bölgesinin elle muayenesiyle, karın röntgenlerinde, ultrasonografî de ya da karın tomografisinde saptanabilir. Karaciğer büyümesi olan bir hasta değerlendirilirken, detaylı öykü ve fizik muayeneden sonra, tam kan sayımı, karaciğer fonksiyon testleri, hepatit belirteçleri, karın ultrasonografisi (USG), karın bilgisayarlı tomografisi (BT) gibi radyolojik tetkikler ve karaciğerden yapılacak iğne biyopsisi gerekebilir. Hastada, tüm bu yöntemler ve gereğinde daha detaylı incelemelerle karaciğer büyümesinin nedeni mutlaka belirlenmelidir.

Yenidoğan sarılığı


Yenidoğan sarılığı, yeni doğmuş bebeklerde kanlarındaki bilirubin miktarının artması neticesinde görülen bir çeşit sarılıktır. Doğumdan sonraki ilk haftada her doğan bebeğin kanında az veya çok derecelerde mutlaka bilirubin miktarında artış gözlenmektedir. Yenidoğan sarılığı, hayata yeni başlamış bebeklerde en sık görülen sıkıntılardan birisidir. Normal doğan bebeklerin %60'ında görülürken erken doğan bebeklerin %80'inde görülebilmektedir.
Bir bebeğin anne karnında sahip olduğu kanındaki alyuvarlar normal bir insandakinden farklıdır. Bu tür alyuvarlar fetal hemoglobini (HbF) denilen türdendir. Bebek doğar doğmaz işlevini yitiren bu farklı tipteki alyuvarlar hızla parçalanıp yıkılmaya başlarlar ve yerine yeni tipte hemoglobin (HbA) içeren alyuvarlar üretilmeye başlanır. Bölünerek yıkılan alyuvarlar aşırı miktarda bilirubin maddesi üremesine neden olur. Normal bir bünyedeki biluribin karaciğerde işlenerek vücuttan atılacak biçime getirilir. Bebeğin karaciğerinin aşırı miktarda üretilen biluribini karşılayamadığı durumda, vucüttan atılması gereken bu dokular bebeğin kanında birikmeye başlar. Biluribin sarı renkli pigmentlere sahiptir ve kanda aşırı miktarda birikerek bebeğin derisine nüfuz ederek bebeğin sarı renkli bir görünüm almasına ve yenidoğan sarılığına neden olur.

Hastalığın oluşumu: 
Yapılan deneyler yetişkinlerdeki hemoglobinin eritrositlerin kemik iliğinden kan dolaşımına geçişinden 120 ile 130 gün sonra, retiküloendotelyal sistem hücrelerini ihtiva eden dalak, karaciğer ve özellikle kemik iliğinde yıkıldığını göstermiştir. Retiküloendotelyal sistemde eritrositlerin dışına çıkan hemoglobinin yıkılışına önce hem'in protoporfirin halka sisteminden ayrılmasıyla demir-biliverdin ve globinden oluşan yeşil renkli "koleglobin" veya "verdoglobin" denen madde meydana gelir. Verdoglobinden ise önce demir iyonu sonra globin ayrılarak, iki oksijen atomu moleküle katılarak biliverdin meydana gelir. Fe+2 iyonu demir depolarına ya da kemik iliğine taşınır. Globin ise kendini oluşturan aminoasitlere parçalanır. Biliverdin ise mavi-yeşil renkli olup, "biliverdin redüktaz" enziminin katalizi ile "bilirubin" meydana gelir. Karaciğer dışındaki retiküloendotelyal sistem hücrelerinde hasıl olan bilirubin kan dolaşımı ile karaciğer hücrelerine getirilir. Safranın renkli maddesi olan ve suda çözünmeyen bilirubinin büyük kısmı albüminle, az bir kısmı ise α1, ve α2 globulinle kompleks şeklinde birleşir. Proteinle kompleks teşkil eden bilirubin suda çözünmediğinden idrara çıkmaz. Bilirubin karaciğer hücrelerinde proteinden ayrılır ve glokoronitlerle birleşerek konjuge bilirubini oluşturur ve suda çözünebilir. Proteinle kompleks teşkil eden bilirubine serbest bilirubin, diğerlerine ise bağlı bilirubin veya konjuge bilirubin denir.
Ancak yeni doğan bir bebekte karaciğerin kapasitesi aşırı miktarlarda yıkılan hemoglobin miktarını karşılayamayacak düzeyde olduğu için bilirubin yeteri düzeyde konjuge olamaz ve idrar yolu ile vücuttan atılması sağlanamaz. Vücuttan atılamayan konjuge olmayan bilirubin ise deri üzerinde birikerek bebeğin sarı renkli bir görünüm almasına neden olru. Konjuge olmayan bilirubini konjuge bilirubine çevermek yani suda çözülebilir hale getirmek için fototerapi veya diğer tedavi yöntemleri uygulanmaktadır.
Nedenleri:
Yenidoğan sarılığı aşağıdaki fiziksel nedenlere bağlı olarak gelişir:
  • Yeni doğmuş bebeklerdeki alyuvarların aşırı hızlı bir şekilde ve aşırı miktarda parçalanması.
  • Bebeğin karaciğerinin, kanındaki aşırı miktardaki bilirubin oluşumunu işleyecek kapasiteye sahip olmaması.
Diğer nedenler ise:
  • Bebeğin anne ve babasının kan ve ABO uyuşmazlığı.
  • Bebeğin alyuvarlaındaki (Kırmızı kan hücreleri) şekil ve işlev anomaliteleri.
  • Doğum esnasındaki zorlanmlara bağlı aşırı ezik ve çürükler.
  • Cephalohematoma
  • Bazı konjenital hastalıklar
  • Hepatit B veya karaciğerdeki bilirubin işlenmesini etkileyecek sorunlar.
  • Prematüre doğum.
  • Annedeki şeker hastalığı.
  • Yapay sancı ile doğrulan bebeklerde.
  • Doğumdan sonra çok kilo kaybeden bebeklerde.
Belirtileri:
Yenidoğan sarılığı doğumdan sonraki 2. veya 3. gün gözlenir ve bir hafta ile 10 gün arasında yok olur. Sarılığın kaybolması en son yüz ve boyun ve de onu takiben göz aklarında olur. Prematüre veya düşük kilolu doğan bebeklerde hastalığın belirtileri 4. ile 6. günler arasında meydana çıkabilir.
Bilirubinin kandaki normal oranı yeni doğmuş bir bebekte 1-2 mg/dl'dir. Bu değer 5 mg/dl'yi geçtiğinde sarılık gözle farkedilebilir bir duruma gelir. İlk belirti bebeğin göz akındaki sararmadır. Bilirubinin kandaki miktarı ile vücuttaki sararmanın oranı ve gözlendiği bölgeler ilişkilidir:
  • I - Bilirubin oranı 5 ile 8 mg/dl arasında ise baş ve boyun bölgesi sararır.
  • II - Bilirubin mikarı 8 ile 10 mg/dl arasında ise gövdenin üst bölümü sararır.
  • III - Bilirubin miktarı 10 ile 13 mg/dl arasında ise gövdenin alt kısmı sararır.
  • IV - Bilirubin miktarı 13 ile 16 mg/dl arasında ise kol ve bacaklar sararır.
  • V - Bilirubin miktarı 20 mg/dl civarında ise eller ve ayaklar sararır.
Bu süreç, siyah ve kahverengi derili bebeklerde de aynı şekilde işler, fakat sararma yalnızca avuç içlerinde, ayak tabanlarında ve gözlerin beyaz kısmında görünür.
Ancak yukarıda sözü geçen bu belirtilerin görünüş biçimi ve düzeyi bebeğin doğum haftası, kaç günlük olduğu ve kilosuna göre farklılık gösterebilmektedir. Hangi bebeğin tedavi edilmeyi gerektirecek düzeyde hasta olduğuna karar vermek çok önemlidir. Teşhisi koyabilmek için mutlaka gün ışığı ya da beyaz ışık altında gözlem yapmak gereklidir.

Türleri:

Fizyolojik sarılık

Henüz doğmamış bebeklerin kanındaki bilirubin maddesi fetusa bir zarar veremez çünkü plasenta aracılığı ile annenin kanına geçer ve annenin karaciğerinde işlenerek vücuttan atılır. Bebeğin kanındaki bilirubin maddesi doğumda 1-2 mg/dl civarındadır ve doğumdan sonra yavaş yavaş artmaya başlar, geçici olan bu duruma fizyolojik sarılık denir. Fizyolojik sarılık, bebeğin karaciğerinin bilirubini tutma ve dönüştürme sürecindeki enzim eksikliğinden kaynaklanır.
Sağlıklı olarak 40 haftalık gebelik süresinin ardından doğmuş bir bebekteki (postterm) bilirubinin düzeyi doğumdan sonraki 3. ile 4. günlere gelindiğinde 5-6 mg/dl düzeylerinde bir pik yapar ve sonrasındaki ikinci evrede yavaş yavaş azalarak birkaç hafta içinde normal düzeyine iner.
Prematüre doğan bebeklerde ise birinci dönemdeki bilirubin miktarı 10-12 mg/dl değerine kadar ulaşabilir. Prematüre bebeklerdeki fizyolojik sarılığın ikinci evresi de uzayabilir ve 2 ile 4 haftaya kadar çıkabilir.
Fizyolojik sarılık, 42 haftanın üzerinde doğan bebeklerin neredeyse tamamında, normal süresinde doğan bebeklerin yaklaşık yarısında ya görülmez ya da çok hafif bir seyir izler.

Anne sütü sarılığı

Anne sütü ile beslenen bebeklerde görülebilir. Bu sütle beslenen bebeklerin %15'inde bilirubin miktarı 12 mg/dl'nin üzerine çıkarken, hazır mama ile beslenen bebeklerin %4'ünde ancak bu miktarın üzerine çıktığı gözlenir. Hastalığın genel seyri doğrultusunda doğumdan sonraki ikinci haftanın sonuna kadar bilirubin miktarı yükselir ve bunu takiben yavaş yavaş azalarak birkaç ay içinde azalır. Bu bebeklerde herhangi bir hastalık belirtisine ya da kilo sorununa rastlanmaz.

Patalojik sarılık

Fizyolojik ve anne sütü sarılığı nedenlerinin dışındaki tüm sarılık türleri patalojik sarılıktır. Patalojik sarılık son derece az sıklıkla görülmektedir ve fizyolojik sarılıktan daha erken veya daha geç görülür ve bilirubin düzeyi daha yüksektir. Patalojik sarılığın özellikleri şunlardır:
  • İlk 24 saatte ortaya çıkan
  • Hızlı artan bilirubin konsantrasyonu (>5 mg/dl/gün)
  • Total serum bilirubin >17 mg/dl
  • Serum konjuge bilirubin >2 mg/dl ya da total bilirubinin >%20’si
Komplikasyonları:
Birçok bebek için fizyolojik sarılık tedavi gerektirmeden geçebilecek bir durum olsa da bu dönemin düzenli olarak doktor gözetiminde geçirilmesi önemlidir. Aksi taktirde sarılığın seviyesi yükseldiğinde ve tedavisinde geç kalındığında kernikterus ismi verilen bir hastalık bebekte görülebilir. Kanda aşırı derecede artan miktardaki bilirubin beyinde birikir ve beynin bazal ganglion bölgesini etkileyerek beyinde hasar oluşmasına neden olur. Bebekte yavaş hareketler, güçsüz ağlamalar, zayıf ve isteksiz emmeler, yavaş refleksler, kusma ve ateş gibi belirtiler gözlenir. Bu şekilde hastalanan bebeklerde ölüm de hastalığın getirdiği bir sonuçtur.

Tedavi:

Anne sütü sarılığı için

Bu tür sarılık için bebeğin anne sütü ile beslenmesi 24 ile 72 saat arasında bir süre için kesilir ve bebek hazır mama ile beslenir. Sarılığın hızlı bir şekilde azaldığı gözlendikten sonra bebeğe anne sütü tekrar verilmeye başlanır. Anne sütü tekrar verilmeye başlandığında sarılığın tekrar artmaması beklenir.

Fototerapi (ışık tedavisi)

Kanındaki bilirubin miktarının azaltması amacıyla ışık tedavisi gören bir bebek 1958 yılında, kanlarındaki bilirubin düzeyleri yüksek olan sarılıklı bebeklerin bahçede gezdirilirken renklerinin güneş ışığının direkt teması neticesinde açıldığının farkedilmesiyle tesadüfen keşfedilmiştir.
Düşük düzeyde devam eden fizyolojik sarılıklarda belli bir tedavi uygulamaya gerek yoktur ancak bebeğin yaşı (gün olarak) ve ağırlığı göz önüne alınarak 15 mg/dl'nin üzerindeki oranlarda en sık uygulanan tedavi yöntemi fototerapidir. Deride biriken bilirubin, uygulanan ışığın etkisiyle, suda eriyecek duruma dönüşür ve böbrekler vasıtasıyla idrar olarak vücuttan atılır.
Tedavi sırasında, bebek üzerinde sadece alt değiştirme bezi kalacak şekilde soyulur ve gözlere koruma amaçlı bir maske takılır. Bu şekilde ışığın altına yatırılır. Işık tedavisi esnasında çok sıvı kaybı olacağından bebeğin en az iki saatte bir ya annesi tarafından emzirilmesi sağlanır ya da yine aynı sıklıkta bebeğe mama verilir. Işık tedavisi esnasında, bebeğin sindirim sistemi hızlı çalışacağından dışkılama sayısında ve miktarında da bir artış gözlenir.

BiliBattaniye

BiliBattaniye (İngilizce adıyla BiliBlanket), General Electric firması tarafından üretilen bir çeşit fiberoptik battaniyedir. Biliblanket, yumuşak, kıvrılabilen ve esnek fiberoptik malzemeden dokunmuş ve mavi ötesi iyileştirici ışık yayan bir battaniyedir. Battaniyeye bağlı portatif bir kuartz halojen ışık kaynağı vardır. Battaniye bebeğin vücuduna bir çeşit yelek gibi giydirilmektedir. Bebeğin baş kısmına temas olmadığı için gözlerini korumaya da gerek duyulmamaktadır.

Kan değişimi (transfüzyon)

Kandaki bilirubin düzeyi aşırı miktarda arttığında ya da artma eğilimi gösterdiğinde bebeğin kanının tamamen değiştirilmesi şeklinde uygulanır. Bebeğin kanının değiştirilmesine karar verilirken, bebeğin doğum haftası, doğum ağırlığı, kaçıncı günde (yaş) olduğu göz önüne alınır ve bilirubin miktarı 20-25 mg/dl'nin üzerinde olursa bu işlem doktor onayı ile uygulanır.

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Çocuklarda mide mikrobu (Helicobacter pylori)

Helicobacter pylori (H. pylori) insan midesinin iç yüzeyini enfekte edip orada sürekli bir iltihap (gastrit) oluşturan bir bakteri türüdür. Bu bakteri dünya çapında ülserlerin en sık sebebidir. H. pylori enfeksiyonu  mikrobu barındıran yiyecek ve içeceklerin ağız yoluyla alınması ve kişiden kişiye bulaş yöntemleriyle edinilmektedir. Bu enfeksiyon  kalabalık ve alt yapısı iyi olmayan toplumlarda daha sık görülmektedir. H. pylori  ile enfekte olmuş bireyler mikroba yönelik uygun bir tedavi verilmediği durumlarda genellikle yaşam boyu bu mikrobu taşırlar. H. pylori ile enfekte olmuş bireylerin önemli bir kısmında 12 parmak barsağı veya midede ülser meydana gelmektedir. Ayrıca, H. pylori enfeksiyonunun mide kanseri ve MALT lenfoma ismi verilen sindirim sistemi tümörü ile de ilişkisi bulunmaktadır

HASTALIK NASIL BULAŞIR?
H. pylori  kişiden kişiye fekal-oral yolla (dışkı ürünlerinin ağıza alınmasıyla) veya oral-oral yolla (ağızdan ağıza) bulaştığı düşünülmektedir. Olası diğer çevresel faktörler, bu mikrobu barındıran su ve yiyeceklerdir. Kalabalık aile ortamı ve düşük sosyoekonomik durum bulaş için risk oluşturur. Özellikle annede H.pylori enfeksiyonu bulunması durumunda bebek ve çocuklara geçme olasılığı artar. Bu mikroptan korunmak için ellerin iyi yıkanması, yemeklerin uygun olarak hazırlanması ve içme suyunun temiz ve güvenli kaynaklardan sağlanması önerilebilir.

HASTALIK NASIL TEŞHİS EDİLİR?
H. pylori ile enfekte olan kişi bu mikropla mücadele etmek için bakteriye yönelik antikor dediğimiz maddeler üretir. Bu antikorların saptanması ile hastalığın tanısı olasıdır. Ancak bu yöntem çocuk ve gençlerde başarılı olmamaktadır. Gerekli olduğunda endoskopi yapılarak ve mide yüzeyinden küçük parçacıklar (biopsi örneği) alınarak  mikropu saptamak en duyarlı ve kesin tanı yöntemidir. Üre soluk testi denilen bir üfleme testi ile de mikrobun varlığını saptanabilir. Bu testte hastaya zararsız bir madde içirilir. Bu madde midede bakteri mevcutsa bakteri tarafından parçalanır ve soluk örneğinde yıkım ürünleri tespit edilir. Üre soluk testi mikrobun midede varlığını gösteren en doğru testlerden birisidir. Dışkı testleri de teşhiste yardımcıdır.

H. PYLORİ NELERE YOL AÇAR?
H. pylori'nin yol açtığı hastalıklar arasında  ülser, gastrit, mide kanseri ve lenfoma, dispepsi (sindirim güçlüğü, midede ağrı,yanma,bulantı ve dolgunluk) gibi hastalıklar bulunmaktadır. H.pylori enfeksiyonu ayrıca demir eksikliğine bağlı kansızlık (anemi), karın ağrısı ve büyüme geriliği gibi sağlık sorunlarına yol açabilir.      
H. pylori mide yüzeyinde tahriş edici etkiye sahip olup midede iltihap (Gastrit) meydana getirir. Aynı zamanda peptik ülser oluşumuna da neden olmaktadır. Bazı faktörler mide ve 12 parmak barsağında ülser oluşumuna katkıda bulunurlar (H. pylori, mide asidi, ailesel yatkınlık, aspirin ve bazı romatizmal hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar, sigara içmek, vs).  Ender olarak, bazı kişilerde hayatlarının ileriki yıllarında mide kanseri ortaya çıkmaktadır. Ülser tekrarlayıcı bir hastalık olduğu halde, eğer H. pylori 'yi yok edici tedavi  uygulanır sa, kalıcı olarak iyileşme sağlanabilir.

HASTALIK NASIL TEDAVİ EDİLİR?
H.pylori  bir bakteri olduğu için antibiotikler ile tedavi edilebilmesi gerekir, ancak bu bakterinin mideden tamamen yok edilmesi oldukça zordur. Bunun sebeplerinden birisi mikrobun yerleşim yeri olan mide yüzeyinde kalın bir mide sıvısı bulunması ve bu ortama yüksek konsantrasyonda antibiotiğin geçişinin zor olmasıdır. Çoğu tedavi rejimleri 7-28 gün boyunca birden fazla ilacın alınmasını içermektedir. Bu ilaçlar arasında bir veya iki antibiotik ve beraberinde mideden asit salgısını kontrol eden bir ilaç bulunmaktadır. Mikrobun ilaçlara direnç kazanması sonucu enfeksiyon tekrarlayabilir.

KİMLERE H. PYLORİ 'Yİ YOK EDİCİ TEDAVİ VERİLMELİDİR?

Peptik ülser tanısı kesin olarak konulan ve H . pylori ile enfekte olan kişiler H. pylori'yi ortadan kaldırıcı tedavi vermek için en uygun olan kişilerdir. Bu hastalar tamamen H. pylori'den temizlenebilirlerse genellikle, ülserden kalıcı olarak kurtulabilmektedirler. H. pylori ile enfekte olduğu bilinen, ancak herhangi bir şikayeti olmayan kişilere H. pylori'yi yok edici tedavi verilmesi gerekmemektedir. Ailesinde mide ve sindirim kanalı kanseri bulunan kişilerin H.pylori yönünden incelenmesi gerekebilir. Demir tedavisine dirençli kansızlık (anemi), karın ağrısı ve büyüme geriliği olan çocuklarda da H.pylori mikrobunun araştırılma ve tedavisi uygun olur.

Çocuklarda kabızlık

Kabızlığın tanımını yapmak zordur ve kişiden kişiye anlamı farklıdır. En basit olarak kaka yapmada zorluk ya da gecikme olarak tanımlanabilir. Kakanın özelliğine ve kaka yapma sıklığına göre en az iki haftadır çoğu kakanın çakıl taşına banzer sertlikte olması, en az iki haftadır haftada iki veya daha az sayıda sert kaka yapma şeklinde tanımlanabilir.
Okul öncesi çocukların yaklaşık %3’ü okul çağındaki çocukların ise % 1-2’si kabızlıktan yakınır. Genel olarak çocuklarda kabzızlık görülme oranı % 0.3 ile % 8 arasında değişmektedir. Ayrıca, genel çocuk polikliniklerinin % 3 ile %  5’ini, çocuk gastroenteroloji polikliniklerinin ise % 25’e kadar yüksek bir oranını kabız hastaları oluşturur

Çocuklarda kabızlık nedenleri nelerdir? 
1. Fonksiyonel kabızlık (barsak tembelliği):  Altta yatan bir bozukluk yoktur. Çocuklardaki kabızlığın yaklaşık % 90-95 nedenidir. Genellikle 5 yaş altında görülen fonksiyonel kabızlık, sıklıkla bir haftada üçten az sıkı ve sert kaka çıkarma olarak tanımlanır. Çoğu aile kabızlığın anne sütü kesildiği zaman veya çocuğun diyetine süt eklendiği zaman başladığını ifade eder.
2. Organik nedenlere bağlı (bir hastalığın neden olduğu) kabızlık :

· doğuştan var olan anatomik bozukluklar
· endokrin hastalıklar
· mide-barsak sistemi hastalıkları
· sinir sistemi bozuklukları
· bağırsağın sinir ve kas bozuklukları
· doğuştan anormal karın kas yapısı
· bağ dokusu hastalıkları
· bazı ilaçlar
· diyet faktörleri

Kabızlık tanısı nasıl koyulur?
Hasta ve hasta yakınlarından edinilecek bilgiler çoğu kez tanı için yeterlidir. Ancak organik bir neden düşündürecek bulgular varsa karın filmi, ilaçlı kalın bağırsak filmi, bazen de kalın bağırsağın son bölümünden biyopsi (parça) almak gerekebilir. Tiroid hormon testleri, kanda kalsiyum, magnezyum ve diğer elektrolit düzeyleri kabızlığa neden olabilecek hastalıkları ekarte etmek için bakılacak laboratuar tetkikleridir. Özellikle kaka kaçırmanın eşlik ettiği kabızlık vakalarında tam idrar tahlili ve idrar kültürüne bakılmalıdır.  

Çocuklarda kabızlık tedavisi nasıl yapılmalıdı?
1. Diyetin düzenlenmesi:
Diyet değişikliğinde yumuşak dışkının devamı için bol sıvı alımı ve barsaktan emilebilen ve emilemeyen karbonhidratların alımının arttırılması önerilir. Karbonhidratlar ve özellikle sorbitol, kuru erik, armut ve elma suyu gibi bazı meyve sularında bulunur. Bunlar, dışkının sıvı içeriğini ve sıklığını artırır. Yine meyve suları kakayı yumuşatarak yararlı olurlar. Diyet posa içermeli ve diyetteki posa miktarı yavaş yavaş artırılmalıdır. Özellikle patlamış mısır çok iyi bir lifli gıdadır. Çocuğun günlük alması gereken lif miktarı “yaş (yıl) + 5 gram”dır. Süt ve süt ürünlerinin miktarının bazı çocuklarda azaltılması gerekebilir.     
2. Eğitim:

Çocuğun ve ailenin eğitimi (hastalık ile ilgili detaylı bilgi verilmesi ve aile ile hastanın rahatlatılması)
3. İlaç tedavisi:

  • rektumdaki taşlaşmış dışkının boşaltılması:
-oral yol: mineral yağları, magnezyum sitrat, laktuloz, senna, polietilen glikol
 solüsyonları
     -rektal yol: saline enemayı takiben kullanılan fosfat veya mineral yağı enemaları
  • dışkı birikiminin önlenmesi ve düzenli barsak alışkanlığının sağlanması:
-diyet
     -ilaç: mineral yağı, laktuloz, sorbitol
     -davranış değişikliği: yemeklerden sonra tuvalette geçirilen zamanın artırılması ve
     ödüllendirme

Tedavi edilmeyen kabızlık durumunda çocuklarda oluşan problemler nelerdir?
Kabızlık yedavi edilmediğinde uzun dönemde iştahsızlık-gelişme geriliği, karın ağrısı, çocuğun konforunda ciddi bozulma, mutsuzluk, huzursuzluk ve bunların sonucunda psikolojik bozukluklar (sosyal dışlanma, depresyon ve anksiyete; özellikle kaka kaçırma da varsa), anüste çatlaklar (fissür), popodan kan gelmesi, hemoroid, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları ve idrar kaçırmaya neden olabileceğinden mutlaka tedavi edilmelidir. 

4 Mayıs 2012 Cuma

Bebek ve çocuklarda inek sütü ve diğer besin allerjileri

Beslenme insanın büyüme-gelişme, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşaması için gerekli olan öğeleri vücuduna alıp kullanabilmesidir. Toplumun geleceği, çocukların sağlıklı büyüyüp gelişmesine bağlıdır. Çocukluk çağında kazanılan doğru beslenme alışkanlıkları, daha sonraki yaşlarda sağlığın korunması ve kaliteli bir yaşam sürdürebilmesi açısından çok önemlidir. Besin alerjileri, bebeklikten hatta anne karnından itibaren insan sağlığını etkilemektedir. Bu nedenle alerjisi olan bireylerin beslenmesine çok küçük yaşlardan itibaren dikkat edilmeli ve bireylerin alerjileri nedeniyle diyetlerinden çıkardıkları besinlerin yetersiz ve dengesiz beslenme durumuna yol açmaması sağlanmalıdır.

Besin allerjisi nedir? Alerji, vücudun yabancı olarak tanıdığı solunan, yenen, iğne ile enjekte edilebilen veya deriye, akciğerlere doğrudan temas eden maddelere karşı oluşan, vücudun savunma mekanizmasının aşırı çalışma halidir. Besinlerin neden olduğu düşünülen her türlü olumsuz etkiyi besin alerjisi olarak tanımlamak, toplumda oldukça yaygın ama her zaman doğru olmayan bir tanımdır. Besin reaksiyonlarını iki gruba ayırabiliriz: 

1. Besinlere tahammülsüzlük (besin intoleransı): Herhangi bir alerjinin ve savunma sistemimizin aşırı reaksiyonunun olmadığı ve diğer mekanizmalarla ortaya çıkan besinlere karşı oluşan anormal reaksiyonlardır.
2.Besin alerjisi: Savunma sistemi aracılığı ile besinlere karşı oluşan aşırı duyarlılık reaksiyonlarıdır.

Besin allerjileri hangi sıklıkta görülür?  Besinlere bağlı alerjik reaksiyonlar insanların % 25’inde görülmektedir. Ancak öykü ve laboratuar testleri ile belirlenen gerçek sıklık özellikle süt çocuklarında % 2 ile % 8 arasında değişmektedir. Besin intoleransı çocuklarda sık görülür ve sıklığı % 8 olarak bildirilmiştir.

Hangi besinlerle ortaya çıkar? İnsanlarda birçok gıda ve gıda bileşeni alerjen gibi etki eder. Günlük tüketilen besin maddeleri içinde bebeğin karşılaştığı ilk yabancı protein inek sütüdür. Daha sonra yumurta proteinleri eklenir. Buğday, yer fıstığı, kereviz ve soya benzeri farklı gıdalara duyarlılık gelişebilir. Yerfıstığı alerjisi daha çok Avrupa ülkelerinde görülmektedir. Özellikle inek sütü protein alerjisi olan ve soya bazlı mama verilen çocuklarda soya proteinine tahammülsüzlük gelişebilir. Anne sütü alan bebeklerde anne sütünden geçen çok az miktardaki yabancı proteinler besin alerjisine yol açabilir.

Katkı maddeleri besin alerjisine neden olur mu? Hazır gıdalara eklenen katkı maddeleri de bazen çocuklarda allerjilere neden olabilir. Allerjik reaksiyona neden olan bazı maddeleri şunlardır:
Aspartam: Yapay tatlandırıcı (diyet şekeri) olarak bilinir. Genellikle şeker yerine tatlandırıcı olarak kullanılır. Aspartam duyarlı olan kişilerde anjioödeme veya göz kapaklarında, dudaklarda, ellerde veya ayaklarda şişmeye neden olur. Ancak, bu bulguların görülme sıklığı azdır.
Benzoatlar: Muz, kek, hububat, çikolata, soslar, katı ve sıvı yağlar, meyankökü, margarin, mayonez, süt tozu, patates tozu ve kuru maya gibi bazı gıdaların işlenmesi sırasında gıda koruyucusu olarak kullanılır. Benzoatlara karşı gerçek alerjik reaksiyon çok çok azdır.
BHA (Butillenmiş hidroksiyanozil), BHT (Butillenmiş hidroksitoluen): Antioksidandır. BHA ve BHT özellikle katı ve sıvı yağlar ile hububat ürünlerinde kullanılır. Duyarlı kişilerde kurdeşene sebep olurlar; bununla birlikte gerçek alerjik reaksiyon çok nadirdir.
Gıda boyaları: Gıdalara renk vermek için kullanılırlar. Bunlar, E102 (Tartrazin) gibi numaralarla isimlendirilirler. Kekler, şekerlemeler, konserve sebzeler, peynirler, çikletler, sosis, dondurma, portakallı içecekler, salata sosları, mevsim salataları, alkolsüz meşrubatlar ve ketçap gibi bazı gıdalar tartrazin içerirler. Tartrazin duyarlı insanlarda çok nadir oluşmakla birlikte kurdeşen veya astım ataklarına neden olur.
MSG (Monosodyum glutamat) (E621): Özellikle uzak doğu (Çin, Japon) ve Türk mutfağında kullanılır. Bununla oluşan reaksiyona “Çin Restoranı Sendromu” da denir. Bir çok imalathane ve restoranda da değişik gıdalarda lezzet arttırıcı olarak kullanılır.
MSG ile oluşan reaksiyonlar şöyledir: Baş ağrısı, bulantı, ishal, terleme, göğüste sıkışma, boyun arkasında yanma. Bu tür reaksiyonlar fazla miktarda MSG alınması sonrası oluşur. Bu maddeyi tüketen astımlı hastalarda ağır astım atakları oluşabilmektedir. MSG ile oluşan astmatik reaksiyonlar gerçekten az görülür.
           Nitrat ve nitritler: Bu iki madde hem koruyucu olarak hem de renklendirici ve lezzet arttırıcı olarak kullanılır. Nitrat ve nitritler özellikle sosis, salam gibi et ürünlerinde bulunur. Bazı kişilerde baş ağrısı ve kurdeşene neden olabilirler.
          Parabenler: Gıda ve ilaçlarda koruyucu olarak kullanılırlar. Metil, etil, propil, butil paraben ve sondum benzoat bunlara örnektirler. Bu maddelere duyarlı kişilerde alındıklarında, ağır cilt bulguları veya deride kızarıklık, şişlik, kaşıntı ve ağrıya neden olurlar.
           Sulfitler: Sülfitleyici maddeler (Sülfür dioksit, sodyum veya potasyum sülfit, bisülfit, metabisülfit) olarak da bilinirler. Gıda koruyucusu olarak ve fermente içeceklerin kaplarında kullanılırlar. Fırınlanmış ürünler, çaylar, çeşniler, deniz ürünleri, reçeller, jöleler, kurutulmuş meyveler, meyve suları, konserve ve suyu alınmış sebzeler, dondurulmuş patates ve çorba karışımlarında, bira şarap ve elma şarabı gibi içeceklerde bulunurlar. Sülfitler göğüste sıkışma, kurdeşen, karında kramp, ishal, kan basıncı düşmesi, başta yanma hissi, halsizlik, nabız hızlanması gibi bulgulara neden olur. Ayrıca sülfitler, bunlara duyarlı astımlılarda astım atağını tetikleyebilir.
Besin allerjisinin belirtileri nelerdir?  
Besin alerjilerindeki klinik bulgular çok değişkendir. Bulgular besin antijeninin özelliğine, genetik yatkınlığa ve hastanın yaşına bağlı olarak değişebilir. Besin allerji belirtilerinin ortaya çıkmasında farklı mekanizmaların rol oynamasından dolayı allerjenin çeşidine göre bulgular değişebileceği gibi aynı antijen farklı kişilerde farklı bulgular ortaya çıkarabilir. Besin allerjilerinde özellikle üç sisteme ait bulgular ortaya çıkar: 
Mide-barsak sistemi ile ilgili bulgular: Besin allerjili çocuklarda belirtilerin % 50-80’i bu sisteme aittir: Ağız ve dilde kızarıklık ve yanma, bulantı ve kusma, ishal, barsak emilim bozukluğu, büyüme geriliği, barsaktan kan kaybı, kanlı kaka yapma, barsaktan protein kaybı, karın ağrısı, şişkinlik, kabızlık
Deri bulguları: Hastaların % 20-40'ında ortaya çıkar ve şu belirtilerden oluşur: Dudaklarda şişme, anjioödem, kaşıntı, döküntüler, egzema
Solunum sistemi bulguları:  Bu tür belirtiler %10 ila 25’inde ortaya çıkar: Hapşırma, burun akıntısı, hışıltılı solunum, öksürük, nefes darlığı, sık soluma
Diğer bulgular: Anaflaksi ve şok, eklem şişliği ve ağrısı, baş ağrısı, uyku hali, aşırı huzursuzluk

Mide-bağırsak sistemine ait bulgular: Mide, ince bağırsak ve kalın bağırsağa ait bulgular ortaya çıkar. 
1. Allerjik Enteropati: Kusma, ishal, malabsorbsiyon (bağırsakta emilim bozukluğu) ve büyüme geriliği en önemli bulgulardır. Bağırsaktan kan ve protein kaybı nedeniyle kansızlık ve ödem (şişlik) görülebilir. Bağırsak mukozasında harabiyet gelişebilir. Sorumlu besin diyetten çıkarılınca bulgular düzelir. Besin allerji enteropatisi genellikle sütçocuğu döneminde görülür ve 2-3 yaşından sonra kaybolur. Bu yönden geçici özellik gösteren allerjik reaksiyona bir örnek oluşturur. 
2. Alerjik kolit: İki yaşından önce atopi öyküsü olan çocuklarda görülür. İltehabi bağırsak hastalığına benzer şekilde kanlı ishal veya dışkıda kan görülür. Bağırsakların endoskopik incelemesinde bağırsak mukozasında ülserler görülür. Endoskopik inceleme ve biyopsi teşhis için önemlidir. Bu hastalığa en sık neden olan antijenler inek sütü proteini ile soya proteinidir.
3. Diğer mide-bağırsak sistemi bulguları: Tekrarlayan ağız yaraları (aftlar), bağırsak tıkanması bulguları, kabızlık, bağırsaktan gizli kanama ve kansızlık, aşırı gaz gibi birçok bulgu görülebilir.
Deri bulguları : Besin alımından hemen sonra dudakta şişme, anjioödem ve ürtiker (kurdeşen) şeklinde kendini gösterir. Dudakta şişme, ağız mukozasında kızarıklık ve ağızda yaralar varsa “oral alerji sendromu” olarak adlandırılır. Çocuklardaki alerjik deri bulguları ani ortaya çıkan ürtiker tarzında kendini gösterirken erişkinlerde kaşıntı ile birlikte uzun süre kaybolup tekrar çıkan kronik ürtiker şeklinde görülür.
Solunum sistemi bulguları : Besin alerjilerinde solunum sistemi ile ilgili en sık görülen bulgular hapşırma, burun kaşıntısı ile birlikte burun tıkanıklığı ve burun akıntısıdır. Besin alımından sonra dakikalar içinde bulgular ortaya çıkar. En sık alerjenler inek sütü, tavuk yumurtası ve balıktır. Besin alerjisinin bir sonucu olarak kronik sinüzit ve seröz otit gelişebilir. Besin alerjilerinde öksürük, hışıltı ve astıma benzer nefes darlığı bulguları da görülebilir.
Diğer bulgular : Besin alerjisinde anafilaksi ve şok gibi şiddetli sistemik bulgular görülebilir. Ürtiker şeklinde döküntü, dudaklarda şişme, anjioödem, solunum sıkıntısı gibi bulgular ortaya çıkabilir. Eklem ağrısı, baş ağrısı ve yorgunluk görülebilir. Yumurta, kahve, buğday, süt ve peynir yenmesiyle migren tipi baş ağrıları ortaya çıkabilir. Bu durumlarda sorumlu besin içeriğinin “tyramine” olduğu düşünülmektedir.

1 Mayıs 2012 Salı

Çocuk gastroenteroloji nedir?

Çocuk Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme bolümü, yenidoğan döneminden başlayıp erişkin yaş grubuna kadar olan (0-18 yaş arası) tüm çocukluk çağını kapsayan yemek borusu, mide, oniki parmak bağırsağı, ince ve kalın bağırsaklar, karaciğer, safra kesesi hastalıkları ile bu yaş grubunun her türlü beslenme hastalıklarının tanı ve tedavisini gerçekleştirilmektedir.

Çocuk gastroenteroloji'de tanı ve tedavi için yapılan işlemler


1. Endoskopik İşlemler:Tüm yemek borusu, mide, oniki parmak bağırsağı, ince ve kalın bağırsak hastalıklarının teşhis, tedavi ve takibi ile beslenemeyen hastaların tedavisi için kullanılır.
A. Özofagogastroduodenoskopi: Yemek borusu, mide, oniki parmak bağırsağının özel ışıklı bir alet olan endoskopi ile görerek incelenmesi ve gerektiğinde biyopsi alınma işlemi.
B. Kolonoskopi: Kalın bağırsağın görerek incelenmesi ve gerektiğinde biyopsi alınma işlemi.
C. Rektosigmoidoskopi: Kalın bağırsağın son 30 cm’lik kısmının görerek incelenmesi ve gerektiğinde biyopsi alınma işlemi.
D. Endoskopik ince bağırsak biyopsisi: Özellikle kronik ishalli hastalarda ve çölyak hastalığı gibi durumlarda tanı koymak amacı ile endoskop yardımı ile ince bağırsaktan biyopsi alınma işlemi.
E. Özofagus varis ligasyonu ve skleroterapi: Endoskopi aracılığı ile yemek borusu varislerinden kanayan hastaların varislerinin iğneyle ya da bağlayarak tedavisi.
F. Perkütan endoskopik gastrostomi / perkütan endoskopik gastrostomi- jejunostomi / perkütan endoskopik jejunostomi (PEG / PEG-J / PEJ): Karın ön duvarından mideye veya ince bağırsağa özel olarak beslenme için yapılmış bir tüpün -özel ince bir boru- yerleştirilmesi.
2. Karaciğer Biyopsisi:
Karaciğer hastalıklarınının teşhisinde ve takibinde kullanılan bir işlemdir. Özel bir iğne ile karnın sağ tarafından, hasta uyutularak ve biyopsi alanı uyuşturularak, ameliyatsız karaciğerden küçük bir örnek alınma işlemidir ve bu örnek patoloji tarafından mikroskopla incelenerek hastalık hakkında önemli bilgiler elde edilir.

3. 24 Saatlik Özofagiyal pH Monitorizasyonu:
Mideden yemek borusuna asit içeriğin kaçıp kaçmadığının incelenmesi işlemidir.
Gastroözofageal reflü hastalığı (mide içeriğinin yemek borusuna kaçması) tanısında kullanılan günümüzdeki en güvenilir yöntemdir. Testin yapılması için ucunda pH (asit) değişikliklerine duyarlı bir bölgesi olan bir kateter (yaklaşık 2 mm çapında esnek bir kablo) burun yoluyla yemek borusu alt ucuna yerleştirilir. Kateterin dışarıda kalan ucu ise küçük bir bilgisayara başlanır. Yemek borusu alt ucundaki pH (asit) değişiklikleri her 4-8 saniyede bir bilgisayar sistemine aktarılarak kaydedilir. Kayıt sonunda kateter çıkarılır ve küçük bilgisayara kaydedilmiş olan bilgiler bir başka bilgisayara aktarılarak hastalık diyebileceğimiz derecede bir kaçak olup olmadığı araştırılır.

4. Üre Nefes Testi:
Midede Helicobacterpylori isimli, gastrit ve ülsere neden olan bakterinin varlığını saptamaya yarayan, kolay, güvenilir bir testtir. Test yaklaşık 30 dakika sürmekte, testin başında ve sonunda nefesle verilen havadan örnekler alınarak bu bakterinin midedeki varlığı araştırılmaktadır.

Çocuk gastroenteroloji'nin uzmanlık alanları

1. Gastroenteroloji (Tüm yemek borusu, mide, ince ve kalın bağırsak hastalıkları):

Şikayetler:

          ·   Karın ağrısı:
o ani gelişen, şiddetli karın ağrıları
o uzun süredir devam eden, çocuğun günlük yaşamını etkileyen karın ağrıları
          ·   Kusma:
o ani başlayan ve geçmeyen kusmalar
o uzun süredir devam eden kusmalar
·   İshal, kanlı ishal
·   Karın şişliği
·   Kabızlık
·   Alt sindirim sistemi kanamaları
o Rektal kanama, melena (makattan kırmızı renkli kan gelmesi veya siyah renkli kaka yapma)
·   Üst sindirim sistemi kanaması
o Hematemez (kahve telvesi şeklinde kusma)
·   Tedaviye rağmen düzelmeyen kansızlık
·   Nedeni bulunamayan büyüme-gelişme gerilikleri (kilo ve boy uzamasının geri kalması)
·   Yakıcı madde (özellikle temizlik maddeleri) içme (korozif özofajit ve korozif gastrit) ve yabancı madde yutma
·   İlaç tedavisine dirençli kansızlık durumları
Hastalıklar:
·   Korozif özofajit ve korozif gastrit
·   Gastrit ve ülser
·   Gastroözofageal reflü hastalığı
·   Çölyak hastalığı
·   İnflamatuar barsak hastalığı (kolitler; ülseratif kolit, Crohn hastalığı)
·   İrritabl barsak sendromu


2. Hepatoloji (Tüm karaciğer, pankreas ve safra kesesi hastalıkları):
Şikayetler:
·   Karın ağrısı ve karın şişliği
·   Sarılık
·   Karaciğer fonksiyon testlerinin (karaciğer ile ilgili tahlillerin) bozuk çıktığı hastalar
·   Karaciğer ve dalak büyümesi
Hastalıklar:
·   Yenidoğan hepatitleri (TORCH-S enfeksiyonları, doğumsal metabolik hastalıklar –alfa-1-antitripsin eksikliği, tirozinemi, galaktozemi, kistik fibrozis, vb–, karaciğeri tutan endokrin ve genetik hastalıklar –hipo- ve hipertiroidi, Down sendromu, vb.– , prematürelik, vb.)
·   Yenidoğan kolestazı (safra yolu atrezisi, safra yolu hipoplazisi, koledok kisti, vb.)
·   Hepatitler (hepatit A, B, C, D, E): korunma ve tedavisi
·   Kronik hepatit B ve C
·   Hepatitli anne bebeği
·   Wilson hastalığı
·   Otoimmün hepatit
·   Karaciğeri tutan tüm metabolik hastalıklar
·   Siroz ve komplikasyonları (portal hipertansiyon, asit, özofagus varisleri)
·   Safra kesesi ve safra yolu taşları ile safra kesesi iltihabı
·   Akut ve kronik pankreatit
3. Beslenme Hastalıkları:
·   Besin alerjileri veya bazı besinlere tahammülsüzlük
·   Büyüme-gelişme gerilikleri
·   İştahsızlık
·   Şişmanlık-obesite
·   Çeşitli nedenlerden dolayı ağızdan yeterli besin alamama ya da hiç beslenememe durumları
Çeşitli hastalıkları nedeni ile ağızdan beslenemeyen çocukların beslenme gereksinimlerinin “girişimsel yöntemlerle” sağlanması (nazogastrik tüple beslenme ve PEG / PEG-J / PEJ):
Çeşitli nedenlerle ağızdan beslenemeyen hastaların özel bir tüp (silikon veya poliüretan bir maddeden özel olarak sadece beslenme için yapılmış çok ince özel boru) yardımı ile, kısa süreli beslenme desteği ihtiyacı olanlar için burundan mideye veya uzun süreli beslenme desteği gereken durumlarda ameliyatsız, endoskopik olarak karın duvarından mideye veya ince bağırsağa direk olarak beslenmeyi sağlayan bu yöntemler tarafımızdan uygulanmaktadır.
Girişimsel beslenme uygulamaları yapılan hasta grupları:
·   Gastroözefageal reflü hastalığı ve diğer nedenler ile şiddetli kusması olan, bu nedenle ağızdan beslenemeyen ve tedavisini alamayan hastalar
·   Doğum kilosu düşük olan ve erken doğum nedeni ile ağızdan hiç beslenemeyen veya yetersiz beslenen bebekler ile zamanında ve normal kilo ile doğan ancak yenidoğan döneminde ortaya çıkan ciddi hastalıklar nedeni ile beslenemeyen bebekler
·   Nörolojik hastalıkları nedeni ile yutma fonksiyonları olmayan, yeterli beslenemeyen veya hiç beslenemeyen hastalar
·   Beslenmenin yeterli sağlanamadığı veya beslenmenin hiç mümkün olmadığı kanser hastaları
·   Herhangi bir ameliyat sonrası beslenmenin ağızdan sağlanamadığı hastalar
·   Ağır hastalıkları nedeni ile yoğun bakımda yatan ve ağızdan beslenemeyen hastalar
·   Malnütrisyonu (şiddetli kilo azlığı) olan ve ağızdan hiç beslenemeyen veya ağızdan beslenmesine rağmen kilo alamayan tüm hastaların yeterli kilo alımını sağlayacak özel beslenme ürünleri ile beslenmesi